Ana sayfa
Biyografi
Eserleri
Makaleler
Guncel Yorumlar
Kazan Turk Tarihi
Ali Akis Albumu
Tataristan Albumu
Ayaz Ishaki
Kopruler
Iletisim
 
 
 


  TÜRK GENÇLIGINE VASIYETIM

Bu satirlarin yazari, yeni bir yüzyilin basinda genç kusaklara bazi tavsiyelerde bulunmak istiyor.
988 yilinda Ruslar Bizans'tan Ortodokslugu ithal ettikten sonra, kendilerinden 66 yil önce Islâm dinini kabul etmis olan Volga Bulgar Türk Devleti'ni ortadan kaldirmayi kafalarina yerlestirmislerdi. Günümüzde de canliligini koruyan Slav-Ortodoks ittifakinin temelleri atilmistir. 10, 11 ve 12'nci yüz yillarda Volga Bulgar Türk Devleti kendi sinirlarini korumak ve zamanin sartlarina göre diplomatik girisimlerle Rus-Bizans saldirilarini etkisiz hale getirme kudretini gösterebilmisti. 13'üncü yüz yilda Tatar-Mogol akincilari, Müslüman Türk Volga Bulgar devletini de, Rus prenslikleriyle birlikte istilâ ettiler.
Mogollar, o dönemin çagdas ve uygar Bulgar kentini harabeye çevirdiler. 13'üncü yüz yila kadar, Volga Bulgarlari, Rus ve Bizans saldirilarini püskürtme gücü ve yetenegine sahip olduklari hâlde, bu sefer Mogol istilâsindan kurtulamadilar. Bugünkü Idil-Ural da ovalik olmasindan dolayi, batidan ve dogudan gelen akinlara açik durumdadir. Idil-Ural ve onun bir parçasi olan Tataristan'in cografî konumu, bu ülkeler için büyük bir dezavantaj teskil etmektedir.
Mogol-Tatar istilâsi, Bulgar Devleti'ni Rus-Bizans saldiri-larini önleme bakimindan büyük tarihî önem tasimaktadir. Ne var ki, Mogollarla birlikte gelen Türk kökenli Tatarlar, Bulgar Türk-leriyle bütünlestiler ve iki kusak geçtikten sonra Bulgar-Türk denizinde eridiler, ama, adlarini biraktilar. 15'inci yüz yilda Bulgar adi kalmadi. Onun yerine Tatar Türkleri adi altinda gerçek etnik bir gurup ortaya çikti.
Ruslar, Altin Ordu dönemini, Tatar-Mogol tutsakligi diye aniyorlar ve kendilerinin geri kalmisliklari konusunda da Tatarlari suçluyorlar. Oysa, bu suçlama herhangi ilmî ve mantikî temele dayanmamaktadir.
Ruslar, Tatar yönetiminden 1480 yilinda yani 518 yil önce kurtuldular. O süre içerisinde Amerika kitasi kesfedildi ve ABD ile Brezilya adinda iki süper devlet kuruldu. Bundan baska 1945 yilinda aci yenilgiye ugramis olan Almanya ve Japonya, hiç kimseyi suçlamadan, milletçe çalistilar ve 27 yil içinde, yani bir kusak dönemi zarfinda makineden elektronige, bilgisayara kadar birçok alanda, diger devletleri geride biraktilar.
Ikinci Dünya Savasinda, ABD yardimi sayesinde galip devletler arasinda yer almis olan Sovyet Rusya, savasin bitiminden 53 yil geçmesine ragmen, hâlâ yenilgiye ugrayan Almanya ile Japonya'dan para dilenmekle mesguldür. Ruslar, yagmacilik, tembellik ve sarhosluk illetinin etkisiyle, projeksiyonizm (kendi suçunu baskasina atma) hastaligina yakalanmis durumdadir.
Biz Tatar Türkleri, cografyamizi degistiremeyecegimize göre, güçlü ekonomi ve diplomatik kanallarla, çagdas silâhli kuvvetlerle, Ruslarla gül gibi geçinmek ve beraber yasamak zorundayiz. Bu mutlu sona erismek için Türk Birligini gerçeklestirmek zorundayiz. Tarih, cografya, iktisat, siyaset, kültür ve din, bize bunu emrediyor.
21'nci yüzyil, Türk-Islâm asri olmaya mecburdur. Basta yazdigim gibi, biz Türkiye Türkleri, Bizans'in mirasi olan ciddiyetsizlik, sorumsuzluk ve entrikacilik gibi kötü hasletlerden arinarak, Islâm dininin ahlâk kodeksine sadik kalmak suretiyle, manevî degerlerimize dönmeliyiz.
Bizim sloganimiz, 'Bir elimizde bilgisayar, diger elimizde Islâm'in ahlâkî degerleri' olmalidir. Sunu da belirtmek gerekir: Ruslar, üç yüz yil süren Tatar hakimiyeti sirasinda ve onlarin sayesinde askerlik sanatini ve devlet yönetimini ögrendiler. Rus aydinlari ve yöneticileri bu gerçeklerin isiginda, Tatarlarla ve Türk Dünyasi ile iyi komsuluk iliskilerini gelistirmeye önem vermelidirler. Ruslar, 1100 yillik tarihleri boyunca, devlet kurma metotlari için üç kaynaktan ders aldilar: Birincisi Cermen soyunda gelen Vikingler, ikincisi Yunan soyundan gelen Bizanslilar ve en etkili dersi Tatar Türkleri vermislerdir.
Eger Altin Ordu Devleti olmasaydi, Bati Avrupa Rusya'yi ortadan kaldirmis olacakti. Bu gerçegi ben degil, Tatar asilli ünlü Rus tarihçisi Lev Nikolayeviç Gumilov (Gumilev), bilimsel bir sekilde ortaya koymustur. Ama, Rus karakterindeki yagmacilik, kabalik ve tembellik yüzünden, söz konusu üç kaynaktan alinan uygarlik ve devlet kurma dersleri yeterli olamamistir.
Özet olarak, Rus milletinin, diger milletlerle karismasi sonucu sanat, edebiyat ve matematik gibi dallarda dünya çapinda bilim ve sanat adamlari çikmissa da, yukarida dile getirilen özellikleri yüzünden devlet yönetimiyle siyasî ve iktisadî istikrar saglama konusunda basarili olamamislardir. Asirlar boyunca yayilma ve genisleme siyaseti takip eden Rus devlet adamlari, yönetimleri altindaki çesitli halklarin mutlulugu ve refahi konusuna önem vermemislerdir. Bu sakat siyaset sonucu, Rus karakterine yine sagliksiz bir felsefe yerlesmistir. Bu felsefeye göre, devlet, insanlara dönük bir hizmet araci degil, Tanri'dan gelen bir tabu, kutsal bir amaçtir (devlet araç degil, amaçtir). Iste bu yüzden Rusya'da demokratik bir siyasî sistem yerlesemiyor.
1100 yillik Rusya tarihinde her zaman otokratik, despotik ve teokratik sistem hüküm sürmüs ve halk köle sayilmistir. Iste bu yüzden, 1986 yilinda baslayan reform hareketi, sonuçsuz kalmistir. Bu durumda Ruslar için bir tek çözüm yolu kaliyor. O da, önceden oldugu gibi Varyaglardan, Bizans'tan ve Altin Ordu Tatarlarindan sonra simdi Almanlardan, Japonlardan ve Amerikalilardan olusan tam yetkili bir yönetim kurulu olusturmak ve böylece Rusya Federasyonu'nu teskil eden Tatarlari, Baskurtlari, Çuvaslari, Udmurtlari, Marileri, Yakutlari, Tuvalari ve Kuzey Kafkasya'nin Çeçen, Ingus, Osetin, Lezgi, Çerkes, Abhaz, Avar ve diger Dagistan halklarini tam esitlik ve hürriyet haklarina kavusturmak. Bunun baska bir alternatifi yoktur. 12 yil süren reform hareketi sirasinda Rus karakterinin degismedigi ve Rus halkinda devlet yönetecek yetenegin olusmadigi, açikça belli oldu. Bugün de devam eden siyasî, iktisadî, sosyal, psikolojik ve ahlâkî çöküsün düzelmesini beklemek hayal olur. Rusya'da hüküm süren ekonomik, siyasî ve idari iflas, ahlâkî, sosyo-psikolojik ve anarsi kaos ortami için uygun bir zemin hazirlamistir. Zannederim zaman, Rusya Federasyonu'nun aleyhine çalismaktadir.
Simdi dönelim esas konumuza;
Rus tarihinde Rus messianizmini, Rus tarihçisi Karamzin ve Polonya asilli Amerikali bilgin Josef Wieczynski sunlari yazmislardir: 1480 yilinda Rusya, Altin Ordu Tatar hakimiyetinden kurtulduktan sonra, Büyük Rus Knezi (Prens III. Ivan) Rusya'nin ilk çari olarak taç giydi ve sirf politik düsünce ve plânlara dayanarak, Bizans Imparatorlugu'nun son hükümdarinin yegeni Sofya Paleolog'la evlendi. Taç giyme töreninde III. Ivan, ilk Rus Çari sifatiyla su sözleri sarf etti: Ilk Roma (Bati Roma Imparatorlugu) çöktü. Ikinci Roma (Bizans Imparatorlugu) Katolikler ve Türkler tarafindan yikildi. Üçüncü Roma Rus Çarligi ise daima payidar olacak; Dördüncü Roma, hiçbir zaman olmayacaktir!' Bu sözler, din, çar ve vatan slogani, Rus Imparatorlugu'nun temel ilkelerini olusturuyordu. Tipki bunun gibi, 1917 Bolsevik Ihtilâli'nden sonra kurulan Rus-Sovyet Imparatorlugu'nun, Bütün Dünya Proleterleri Birlesiniz temel ilkesinde de Rus messianizmi hiç degismemistir.
1914 yilinda Rus Çarligi, 1946 yilinda Stalin, ayni hedefe ulasmak için, yani sicak denizlere inmek, Ayasofya Camisine haç ve Kizil yildiz takmak amacini gütmüslerdi. Kisacasi, Rusya Çarligi, onun varisi Sovyet Imparatorlugu ve onun devami sayilan demokratik Rusya, Bizans'i canlandirma emelinden asla vazgeçmemisler ve vazgeçmeyeceklerdir.
Iste bu temel hedeften Slav-Ortodoks akimi dogmustur. Basta da dile getirdigim gibi, Kazan'i isgal eden Çar Korkunç Ivan, Rus Imparatorlugu'nun kurucusu Deli Petro, iste bu messianizm ilkesinin isigi altinda Pan-Slavizm, Pan-Ortodoks akimi meydana getirmek suretiyle, Türkiye ve Türk-Islâm dünyasi için büyük tehlike hâline gelmeye basladi. Rus Çarligi ve onun varisi Sovyet Imparatorlugu ve Post-Sovyet dönemi olan Rusya Federasyonu, Türk Islâm düsmanligi ve Slav-Ortodoks veya Slav Sosyalizmi sloganlari altinda, Rusya'nin yayilmasini ve genislemesini sagladilar. Ekonomik ve sosyal sartlarin gelismesi sonunda, 1991 yilinda Sovyet Rus Imparatorlugu dagildi fakat Rusya, yayilmacilik ve büyük devletçilik sovenizminden bir türlü vazgeçmiyor. Çünkü 'Aliskanlik ikinci tabiattir.' diyor bir Rus atasözü.
Rusya Federasyonu'nda yasayan halkin %75'i hayat standartlarinin çok altinda yasamaktadir. Buna ragmen hükûmet, söz konusu büyük devlet sovenizmi talepleri uyarinca kozmonotlarini uzaya yollamaya devam ediyor. Türkçemizde, 'Ayrani yok içmeye...' diye baslayan güzel ama biraz argo atasözü, bu çeliskiyi ne güzel anlatiyor.
Felsefî açidan baktigimizda, Rusya'da devletin temel amaç, halkin ise zavalli bir araç oldugunu kolayca anlamak mümkündür. Bu sakat devlet felsefesi, Rusya'da ferdiyetçi ve manevî degerlere önem veren bir ortamin dogmasini önleyen baslica faktör olarak sayilabilir. Iste bu felsefe, Rusya imajini olumsuz etkileyen temel faktördür. Ruslar bu sakat felsefeden arinmadigi sürece, Türk-Islâm dünyasi, Pan Slavizm ve Slav-Ortodoks tehditlerine hedef olmaktan kurtulamayacaktir.
Bundan 35 yil önce Ankara'da yayinlanan Idil-Ural Davasi ve Sovyet Emperyalizmi isimli kitabimda, Pan-Slavizm ve Slav-Ortodoks akimlarina reaksiyon olarak Pan-Türkizm ve Türk-Islâm ilkelerini hayata geçirme ve Türk dünyasinin genç kusaklarina bu ilkeleri mal etmesini saglamak ve dolayisiyla Türk dünyasini, Slav-Ortodoks hegemonyasindan kurtarmak amaciyla yazmaya karar vermistim. Kitabin çok olumlu etkileri oldu.
1995 yili baslarinda, Sirplarin, Rumlarin ve Ermenilerin, Türk-Islâm dünyasina karsi giristikleri barbarca eylemlerin arkasinda, Rus sömürgecilerin pis suratlari görüldü. Bizi çeviren çemberi yarmak için Türk-Islâm birligi düsüncesinin önemini hatta zaruretini dile getiren bir makale yazmistim. O makalem, Türk Yurdu, Kirim ve Yeni Forum dergileriyle Türkiye ve Orta Dogu gazetelerinde yayimlandi. Bu yazi, genç kusak üzerinde ilgi uyandirdi.
Bir müddet sonra Ruslardan, Ermenilerden, Rumlardan, Bulgarlardan ve Sirplardan olusan çelik çemberde bazi çatlaklarin meydana geldigine dair sevinçli haberler gelmeye basladi. Bu gelismeler, manevî bir zafer olarak kabul edilebilir.
Ilk kitabimla son makalem arasinda 32 yil geçmesine ragmen, 1978 yilinda Isviçren'nin Luzern sehrinde, 1979 ile 1988 yillarinda Ankara'da, 1990 ile 1994 yillarinda Kazan'da, 1991 ile 1998 yillari arasinda da Münih'te gençlere dönük bir çok konusma yaptim. Bu arada sayisiz makaleler kaleme aldim. 1985 yilinda Istanbul'da Idil-Ural'da Hürriyet Mücadelesi isimli kitap yazdim. Bunlarin hepsinde Rus tehlikesi ortak temasini isledim. Fakat yukarida andigim iki belge, Rus tehlikesini kapsamli olarak ifade ettiginden dolayi özel bir öneme sahiptir.
Türk dünyasini ve Türk birligini tehdit eden ikinci tehlike, emperyalist güçlerin 'böl, parçala ve yut' politikasidir. Kitabimin basinda belirttigim gibi, Rus sömürgecileri, bir ülkeyi istilâ ettiklerinde basta soykirim (katliam, massadher, volksmord, genocite) uygularlar. Ondan sonra, isgal ettikleri ülkenin esas sahipleri olan halki, sosyal, ekonomik ve siyasî açilardan sun'i sekillerde parçalara bölerek millî, dinî ve sosyal birlik ve beraberligini yok etme yolunda seytanca metotlar uygularlar.
Biz bu gerçegi, bagimsizligini kazanan Türk Cumhuriyetleri ile yari bagimsizligini elde etmis cumhuriyetlerde, Türklük, Müslümanlik ve Türk birligi konularinda siki is birliginden söz etmek mümkün degildir. Türkiye Cumhuriyeti'nde ve Avrupa'da yasamakta olan Türk milliyetçileri, Orta Asya cumhuriyetlerinde Türkistan Birligi; Rusya Federasyonu'nun Avrupa kesiminde bulunan cumhuriyetlerde Idil-Ural Birligi; Kafkasya cumhuriyet-lerinde Kafkasya Birligi suurunun uyanmasi yolunda, naçiz sahsim tarafindan baslatilan çabalarin devam ettirilmesini temennî etmek-teyim. Bu yolda maddî ve manevî destek saglanmasi hâlinde, Ruslarin 500 yildan beri Türk milletini yok etmek için uyguladigi seytanca plânlarin bozulacagina inanmaktayim.
Rusya Federasyonu, ekonomik ve siyasî iflastan kurtulabil-mek için G8 olarak bilinen gelismis ülkelerden, fazla yardim koparabilmek için göz boyayarak kendisini özgür ve demokratik bir devlet olarak göstermeye çalismaktadir. Ama buna paralel olarak, ayni Rusya, hakim unsur olarak, kendi kontrolü altinda yasayan yari bagimsiz Türk cumhuriyetlerinin yasal haklarini kisit-lamak suretiyle, o devletlerin statüsünü zedelemek istemektedir. Iste bu aci gerçegi gören Türk milliyetçileri, soydaslarimizin ve dindaslarimizin kimliklerini koruyabilmeleri ve gelistirmeleri yolunda, bilime, imana, mantiga ve vicdana dayali tedbirler almak mecburiyetindedirler. Bunun baska çikis yolu yoktur.
Rusya Federasyonu ve eski Sovyetler Birligi sinirlari içinde birçok okul açan Türk özel girisimcilerinin ve bazi vakiflarin egitim alanindaki çabalari, ürün vermeye basladi. Bu egitim faaliyetinin Türk dünyasinin gelecegi açisindan çok faydali oldugunu teslim etmeliyiz. Bu okullar, bulunduklari ülkenin gençleriyle Türkiye arasinda, atilmis çok saglam köprülerdir. Bu faaliyetin neticeleri, ileride daha iyi görülecektir.
Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerine yüzlerce Tatar, Baskurt ve Çuvas ögrencinin kabul edilmesini takdir ve sükranla karsiliyoruz. Ancak, Slav-Ortodoks birliginin yikici faaliyetlerine karsi mücadelede, daha dinamik, daha kararli, daha suurlu olmamiz kaçinilmazdir.
Rus, Ermeni, Yunan-Rum, Sirp ve Bulgar beslisi ile Türkiye'nin güneyindeki sözde Müslüman kardeslerimizin yandaslari ve müttefiklerinin, Türkiye'mizi parçalamaya yönelik terörist faaliyetlere karsi siki is birligi ve dayanisma içerisinde bulunmamiz sarttir. Zira 21. yüzyilin, Türk-Islâm asri olmasi için, Türkiye'nin, Türk dünyasina önderlik vazifesini basariyla yerine getirmesi gerekir. Türkiye'nin cografî konumu ve tarihî misyonu, bu birligi kurmaktan baska alternatif göstermemektedir.
Türkiye Cumhuriyeti, kurulusunun 80'inci yil dönümüne yaklastigi zamanimizda, yani 2003 yilinda, Osmanli Imparator-lugu'nun siyasî varisligi görevini üstlenmeye mecbur olacaktir.
Bu birlik, yani Türk-Islâm birligi, kendisini yok etme görevini üstlenen Slav-Ortodoks ve Pan-Slavizm akimlarina karsi ABD, Almanya, Japonya ve Ingiltere tarafindan yürütülen NATO'yu genisletme ve eski Sovyet blokunu nükleer, biyolojik ve kimyasal silâhlardan arindirma yolundaki girisimleri bütün gücümüzle desteklemelidir. Iste ancak o zaman Türk-Islâm birligi ve hatta gerçek Pantürkizm hayal olmaktan çikar. Bagimsizligina kavusan dört Türk Cumhuriyeti ve Dogu Türkistan ile Büyük Türkistan Federasyonu; Tataristan, Baskurdistan ve Çuvasis-tan'la Idil-Ural Konfederasyonu; Azerbaycan, Kirim ve Kuzey Kafkasya ile Kafkasya Birligi kurulabilir. Kuzey Kibris'la Türkiye bütünlesebilir. Bu uzun vadeli ülkünün hayata geçirilmesi için, Türk dünyasinin lideri Türkiye Cumhuriyeti'nin, Bizans'in olumsuz izlerini silip atmasi, eski Sovyetler Birligi'nin sömürge-liginden kurtarilan Türkistan, Idil-Ural, Kafkasya ve Kirim halk-larini, eski Sovyet insani mensubu olma hissinden kurtarmasi gerekmektedir.
Uzun vadeli ülkümüzün gerçeklesmesi için hepimize çok agir görevler düsmektedir. Basta, sözü geçen hastaliklardan kurtulmak için bilim ve iman ilkeleri temelinde ciddî çabalar içine girilmelidir. Buna paralel olarak Slav-Ortodoks âlemiyle dostane iliskiler kurmalidir. Bu yolda ugrasirken, Almanya'yi birlestirmis olan Bismark, Türkiye'yi Bati emperyalistlerin istilâsindan kurtaran Mustafa Kemal Atatürk ile Polonya'yi Alman, Rus ve Avusturya istilâsindan kurtaran Pilsudski ve Türk Birligi ideolojisini Türk siyasî hayatina mal eden rahmetli Alparslan Türkes'ten ilham ve cesaret alacagiz.
Bismark, Atatürk ve Pilsudski, düsmanla iyi komsuluk ve dostluk içerisinde yasamak için diplomasiyle birlikte, akilli ve bilimsel ekonomi, politika ve güçlü silâhli kuvvetler üçlüsüne (millî birlik, akilli ekonomi, güçlü ordu) agirlik vererek basariya ulasabildiler.
Ayni yolda biz de üzerimize düseni yaparsak, bir kusak sonra, yani 2025 yillarinda dünyada sözü dinlenen bir ülke oluruz. Böylece saygi ve korkuya dayali küresel iliskiler kurabiliriz.
Bu sözlerim, Türk gençligi için bir vasiyettir.

Allah yolunuzu açik etsin ve Türklügü yüceltsin



Makaleyi download etmek icin tiklayin


Siir:

 

Hizli Menu


 

• Her Hakki Mahfuzdur • 2004