| |
KAZAN KONUSMASI
Sayin arkadaslarim,
Aziz meslektaslarim, degerli hanimlar, sevgili gençler!
Sizleri ve sizlerin huzurunda cefakâr Tatar halkini saygiyla selâmliyorum!
75'inci yas günüm dolayisiyla düzenlemis oldugunuz bu tören için, en samimî sükranlarimi sunuyorum.
Ayrica naçiz adima kurmus oldugunuz vakif için de tesekkür ediyorum.
Bu teveccühe lâyik olup olmadigimi bilmiyorum. Yalniz sunu arz etmek isterim ki, hangi isim altinda olursa olsun, bu vakif, millî medeniyetimize hayirli ve faydali icraatlarda bulundugu zaman, ben bundan büyük seref ve mutluluk duyarim.
Sizler benim 75'inci yasimi kutluyorsunuz; tesekkür ederim. Ancak ben gerçek dogum tarihimi hatirlamiyorum.
Hayatimda çok önemli yeri bulunan iki olayi hiç unutami-yorum.
Bunlardan ilki, bundan elli bes yil önce merhum önderimiz Ayaz Ishakî baskanliginda Promete Kulübü'nün Idil-Ural Bölü-müne katilmis olmamdir. Halen bu yolda yürümeye devam ediyo-rum.
Ikincisi de sudur: Bundan otuz yil önce Ankara Türk Ocaginda, millî teskilâtlanma hareketinin bir aynasi sayilan Idil-Ural Davasi ve Sovyet Emperyalizmi konulu bir konusma yapmistim. Cumhuriyet Senatosu Üyesi Merhum Dr. Fethi Tevetoglu'nun tesvikiyle bu konusmamin metni, bir kitap seklinde basildi. Bu kitap yüzünden, -o zamanlar Sovyetler Birligi'nde bir fikir inkilâbi olmasi sebebiyle- Sovyet basini beni, halk düsmani, burjuva ideologu ve gizli servis ajani olarak nitelendirdi. Yaratilan bu kötü imaji Tataristan'a gittigimde de hissettim. Ama bu imaja kapilanlar, olumsuz propagandanin bin bir türlü yalanla yapildigini anladilar.
Bundan 60 yil önce, merhum yazarimiz ve millî istiklâl hareketimizin önderi Ayaz Ishakî'nin Idil-Ural adindaki kitabi Paris'te yayinlanmisti. Ben o zamanlar daha on bes yasinda bir lise ögrencisiydim. Eger o kitap basilmamis olsaydi, altmis, yetmis belki de seksenli yillarda fikir inkilâbimin sancisi sonucu çikan kitabimi çikartamazdim. Böylece otuz yil arayla iki kitap, süper devlet Sovyetler Birligi'nin kabrini kazan iki manevî kürek vazifesini yerine getirdiler.
Ikinci kitabim, yirmi iki yil sonra Idil-Ural'da Hürriyet Mücadelesi adiyla yayinlandi. Böylece Sovyet yönetiminin sinsi siyaseti açiga vurulduktan sonra, Sovyet rejiminin yirminci yüz yil sonunda yikilacagini önceden tespit ederek, bugünkü Tataristan'in millî hareketine yol gösteren bir isik tuttuguma inaniyorum . Bundan dolayi sizler, Tatar halkinin idarecileri, benim 75'inci yas günümü kutlamayi ve adima bir vakif kurmayi uygun görmüssünüz. Bundan dolayi tekrar tekrar tesekkürlerimi sunuyorum. 440 yil cefa çekmis Tatar milletine de Allah'tan parlak bir gelecek diliyorum.
Müsaade ederseniz yukarida bahsettigim ve bize yol gösteren doktrinimden bahsetmek istiyorum. Bu doktrin üç ana baslik altinda toplanmistir. Birincisi, bizim devletimiz nasil bir devlet olmali? Ikincisi, kimlerle birlesmeliyiz? Üçüncüsü, Rusya'yla dostça münasebetler kurmali ve buna göre hareket etmeliyiz, seklinde özetlenebilir.
Dünyamizin bugün içinde bulundugu gerçekleri göz önünde bulundurarak, simdilik Büyük Idil-Ural ideolojisinden vazgeç-memiz gerekmektedir. Onun yerine hürriyet, sosyal adalet ve tam esitlik prensiplerine dayali, güçlü bir Idil-Ural Devleti ideolojisini kabul etmek, daha uygundur, diye düsünüyorum.
Yani fazla uzak olmayan bir gelecekte iki milletin esitligi ve birligi prensibine dayali Federal Tatar-Baskurt Devleti doktrini gerçeklestirilmesi konusundan söz ediyorum. Bu doktrinin açiklan-masinin üstünden dokuz yil geçti. Son dört yil içinde Tataristan'da ve Baskurdistan'da meydana gelen radikal degisiklikler, millî düsüncelerin yayilmasi, bu düsüncemin hakliligini ortaya koymak-tadir. Fakat, bunu gerçeklestirmek için, bu iki halkin, birbirini ayiran engellerin suni ve bilinçli olarak ortaya çikartildigini anlamalari gereklidir.
Öncelikle, 1917 yilinda Tatar aydinlarinin Baskurtlarin devletçiligi konusunda hata yaptiklarini kabul etmek gerekir. Baskurdistan yöneticilerinin de, kendi cumhuriyetlerinde gerginligi en aza indirmek için üç resmî devlet dili konusunu desteklemeleri gereklidir. Baskurtlarin Tatarlari örnek alarak tam egemenlik ilân etmeleri, cumhurbaskani seçmeleri, referandum ve 31 Mart tarihinde yapilan federal anlasma görüsmelerinden çekilmeleri gibi radikal adimlar atacaklarini sanmiyorum. Halbuki bunlar yapilsa Konfederatif Tatar-Baskurt Cumhuriyetini kurmanin ve yabanci ülkelerde yasayip da vatanlarina geri dönmek isteyen Tatar-Baskurtlarin yolu açilir.
Burada Tatarlarin, son dört yil içerisinde bagimsizlik yolunda attiklari önemli adimdan bahsetmek gerekir. 1989 yilinda Kazan'da Tatar aydinlari, Sovyetler Birligi'nde baslayan Perestroyka hare-keti neticesinde genel uyanisi sembolize eden bir kurultay düzenle-diler. Bu kurultay tarafindan Tatar Içtimaî Merkezi'nin kurulmasi fevkalâde önemli bir hadisedir. Bu ilk adim, millî suurun uyanmasina yol açmistir, dersek yanilmis olmayiz.
Millî hareketimizin son dört yil içerisindeki ikinci adimi, atalarimiz Idil Bulgarlari'nin Islâm dinini kendi istekleriyle kabul etmelerinin Hicrî yil hesabina göre 1100'üncü yilinin görkemli bir tören düzenlenmis olmasidir. Bu tören, dinî suurun uyanmasi ve 70 yil süreyle yapilan ateist propaganda neticesinde, memleketimizde yok olmaya yüz tutmus olan Islâm dininin, Tatar milleti arasinda yeniden canlanmasina ve uyanmasina sebep olmustur. Böylelikle millet olmanin ikinci unsurunu teskil eden Islâm dini, Tatar milleti için çok degerli bir konuma gelmistir. Millet olmanin birinci unsuru olarak milletin kendi dili sayilir.
Millî bagimsizlik hareketinin üçüncü büyük adimi, 1990 yilinin 30 Agustos tarihinde Kazan'da atilmisti. O gün Tataristan 70 yil önce kendisine lâyik görülen 'Muhtar Cumhuriyet' zincirini kopartarak egemenligini resmî bir sekilde ilân etti. Böylece millî suurun pratik olarak ispat edilmesiyle, Tatar milletinde cesaret ve yeni ümitler kivilcimlasti.
Tatar millî bagimsizlik hareketinin dördüncü adimi, 12 Haziran 1991 tarihinde atilmistir. Tatar milleti, Rusya Federasyonu baskanlik seçimlerini boykot etti ve %80 gibi bir çogunlukla Mintimer Seymiyev'i seçti. Böylece Rusya Federasyonu'na yasal bir çerçeve içinde demokratik bir yöntemle büyük bir taarruz gerçeklestirmis oldu. Bu olay Tatar milletinin egemenlik konusun-daki kararliligini tüm dünyaya duyurmus oldu. Diger taraftan bu seçimler, kansiz bir inkilâbin içinde bulundugu noktada, büyük cesaret ve tefekkürle tarih sayfalarina yazilmistir.
Besinci adim, 1-2 Mart 1992 tarihlerinde Kazan'da eski Sovyetler Birligi sahasi içinde yasamakta olan yedi milyonluk Tatar milletinin vekillerinin istirakiyle düzenlenen kurultaydir. Bu kurultayda Tataristan'in Yüksek Surasina muhalif organ olarak kabul edilen Millî Meclis üyeleri seçildi. Kurultaya katilan 877 delegenin oylariyla seçilen Millî Meclisin bünyesinde Yüksek Suradan 25 üye Tataristan'i temsil ediyordu. Millî Meclis, hükûmet tarafindan taninmamis olsa da, muhalefet görevini üstlenmistir ve gölge bir kabine olusturmustur.
Millî Meclis üyeleri, oy birligi ile 18 Haziran 1992 tarihinde beni seref üyesi seçtiler. Allah nasip ederse bu görevimi 1994 yilina kadar sürdürecegim. Millî Meclis, Azerbaycan ve Çeçenistan ile siki isbirligi yapsa bile Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde demokrasinin tam olarak yerlesmemesinden dolayi, bu ülkelerle is birligine gidilmesi imkânsiz gibi görünüyor.
Altinci adim, 21 Mart 1992 tarihinde Tataristan'imizda yapilan referandumdur. Bu referandumda bagimsizliga evet diyenlerin orani % 61,5'i bulmustur. Tataristan'da Rusça konusanlarin orani % 43 oldugunu göz önünde bulundurursak, bunun Tataristan için büyük bir zafer oldugu söylenebilir.
Moskova'daki merkezî yönetimin ve Tataristan'da bulunan bazi Rus aydinlarinin referandum aleyhinde yaptiklari çok agir baskilara ragmen, 21 Mart referandumu, 440 yillik Rus emperyalizmine karsi ruhî ve hukukî baskaldirma, hatta inkilâp sayilir. Bu referandum, yeni bir çagin baslangici, yeni bir dönemin kapilarinin açilmasi olarak da görülebilir. Bütün dünya tarafindan büyük bir dikkatle takip edilen bu olayi, yurt disinda 65 yildan beri bizim tarafimizdan, 72 yildan beri de yurt içinde Sultan Galiyev tarafindan baslatilmis ve Stalin'le Krusçev tarafindan kesintiye ugratilmis Idil-Ural Bagimsizlik Hareketinin büyük zaferi olarak nitelemek de mümkündür. Moskova ve Yeltsin'in yeni Rusya'si, bu hukukî karari tanimamis olsa da, Amerika Birlesik Devletleri, -kendi menfaatleri noktasindan hareketle- Tataristan'in egemenligi konusuna olumlu baktigini gizlemiyor.
Yedinci adim, 31 Mart 1992 tarihinde Moskova'da Rusya Federasyonu Anlasmasi imza töreninde, Tataristan Cumhurbaskani Mintimer Seymiyev ile Çeçenistan Cumhurbaskani Cevher Dudayev, bu anlasmaya karsi gelerek, imza atmadilar ve Rusya'dan ayrildiklarini açikladilar. Böylece esitlik prensibine dayali istikrarli bir devlet için gayretlerini sergilediler. Merkezî yönetim ise geleneksel tavrini koruyarak bu hakli talebe karsi çikmaya hatta durdurmaya çalisti.
Bu olaylari, Amerikan televizyonundan seyrettim ve hayranligim bir kat daha artti. Seymiyev ile Dudayev aksine hareket edemezlerdi. Çünkü daha önce de degindigim gibi onlar, tarihe örnek oldular. Rusya, asirlar boyunca toplumu birlestirme siyaseti uygularken, isgal ettigi ülkelerle uydurma anlasmalar yapmisti. Kazan Hanligi'ni yüz yil, Samil önderligindeki Kafkasya'yi üç yüz yil süren kanli savaslar sonunda isgal edebildi. Bu iki devletle bundan sonra anlasmaya varabilmesi imkânsizdi. Böylece tarihte bulunmayan bir anlasmayi imzalamak, tarihe ihanet etmek ve milletler arasi hukuk normlarini yok etmek anlamina gelirdi. Bundan dolayi Seymiyev'le Dudayev'i saygiyla kutlayarak, ileride de Moskova'nin taleplerinden tek tarafli çekilmelerini öneriyorum. Yeni anlasmalar, hukuk normlari içerisinde sadece özgürlük ve tam esitlik temellerinde yapilabilir, diyen tezleri destekliyorum.
Sekizinci adim, Dünya Tatar Kongresi, Türkçe deyisle Tatar Kurultayi, tarihimizde ilk defa düzenlendi. Tasidigi önem bakimindan tarihe geçmistir. Bundan bes yil önce böyle bir kurultayin düzenlenmesini düsünmek bile cinayet sayilirdi. Elimde 19 Subat 1989 tarihli Sovyetskaya Tatarya gazetesinde Bilalov ile Fasiyev'in Ayaz Ishakî'ye, Sefî Almas'a ve bana saldiran kisa bir yazisi var. Bu belge, daha dört yil önce millî istiklâl hareketinin Tataristan'da temeli olmadiginin delilidir. Dünya Tatar Kurultayi'nda Tataristan'in Türkiye, Azerbaycan ve Çeçenistan'la siki iliskileri gözlenmistir. Sayin Cumhurbaskani Seymiyev, Meclis Baskani Ferid Muhammetsin ve Basbakan Sabirov'un öncülügünde düzenlenen kurultay sonrasinda, Tataristan Cumhuriyeti bütün dünyaya adini duyurmustur. Kongrenin daimî komitesi olusturuldu. Merkezin Kazan'da bulunmasi ve daimî bir vakif kurulmasi kararlarina ben de katkida bulundum. Herhalde kurultayimiz diger Türk topluluklarina da örnek olacak bir öneme sahiptir.
Dokuzuncu adim, Tataristan'in yeni Anayasasi 30 Kasim 1992 tarihinde Yüksek Sura tarafindan kabul edilmistir. 167 maddeden meydana gelen Anayasa, muhteviyati bakimindan da Tatar milletinin hak ettigi liberal ve demokratik serbestligi saglayacak niteliktedir. Fakat Anayasanin 4'üncü maddesi, Millî Meclis temelinde bulunan muhalefet tarafindan sert bir dille elestirilmektedir. Bu madde Tataristan'da iki resmî dilden bahsetmektedir. Bunlar Tatarca ve Rusçadir. Millî Meclise göre su anda tehlike altinda bulunan dil Rusça degil, Tatarcadir. Yalniz Tatarca resmî devlet dili olmalidir. Anayasanin 19'uncu maddesi de çifte vatandasliktan söz etmektedir. Bu maddede, 'Tataristan'da oturan Ruslar, Rus vatandasligini alir.' deniyor.
Onuncu adim, ekonomik ve sosyal egemenlik, yani iktisadî ve içtimaî bagimsizlik. Bir devlet her ne kadar önde olursa olsun, iktisadî bagimsizligi olmadigi zaman, yani kendi mülkiyeti yoksa, koloni olarak kalmaya mahkûmdur. Tatar milletinin, hür ve esit sartlarda, kendi tabiî kaynaklarindan yararlanarak, kisa süre içerisinde ayaga kalkacagina inaniyorum.
Tataristan olarak yalniz yasayamayiz. Ikiz kardesimiz olan Baskurt kardeslerimiz, Mari, Çuvas ve Udmurtlar'la birlikte Idil-Ural Konfederasyonu olusturmak ve buna paralel olarak yabanci cumhuriyetlerde bulunan dört milyonluk Tatarlarin hiç olmazsa iki buçuk milyonunu bu Tatar-Baskurt Federasyonu topraklarina getirmek gerekir.
Avrasya cografyasinda, Tatar-Baskurt konfederatif cumhuri-yetinin ayri yasamasi, bagimsizligini korumada yetersiz kalacagin-dan, bagimsiz Türk Cumhuriyetleriyle is birligine gidilmesi gerek-lidir. Hatta, aralarinda tarihî düsmanliklar olan Almanya ve Fransa gibi ülkelerin birlestigi bu çagda, bizim Ukrayna, Beyaz Rusya ve Gürcistan'la ittifaklar kurmamiz mecburî hâle gelmektedir. Daha sonraki bagimsizlik asamasinda bu ittifaklar da yetersiz kalacagin-dan, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk'la da is birligi gerekecektir.
Dünyanin daimî baris ve iktisadî isbirligi içerisinde olabilmesi için, Orta ve Bati Avrupa devletleriyle ve ayrica Türkiye Cumhuri-yeti, hatta Rusya'yla da is birligi yapma zarureti vardir.
Bu düsüncelerin gerçeklesmesinde, bana göre üç engel vardir: Ilki, Rus milletinin de hosnut olmadigi Rus emperyalizmi ve Rus mesyonizmi. Bu iki kara güç günümüzde hâlâ geçerliligini korumaktadir. Yasanan malî sikintilar, halkin büyük çogunlugu-nun, Rusya'nin, tekrar bir diktatöre ihtiyaci olduguna inanmasina sebep olmaktadir. Hristiyanlik ise tekrar Rusya'da devlet dini hâline gelmistir. Çarlik zamaninda tüm milletler, zorla Ortodoks dinine sokularak bir Rus milleti olusturma siyaseti uygulanmistir. Ekim Inkilâbi'ndan sonra hakimiyeti ele alan bolsevikler, proleter enternasyonalizm maskesi altinda, yalniz Rusça konusan bir Sovyet milleti olusturma amacina yönelik siyaset izlemislerdir.
Her devirde oldugu gibi, Rus emperyalizminin ilk kurbanlari olan Tatarlarin durumu içler acisiydi. Sovyet döneminde alfabemiz iki defa degistirilmek suretiyle Tatar milleti, sanli tarihinden, millet olarak var olmak için gerekli olan Islâm dininden ve bin yillik ana dilinden koparilmak istenmistir.
Krusçev zamaninda terörden kurtulmus olsa da umursamazlik ve karamsarlik hislerine kapilan Tatarlar, millî okullarini da kaybetmislerdir. Krusçev'in 1960 yilinda hazirlamis oldugu plâna boyun egerek, SSCB'de bir Rus milleti olusturarak gerçek komünizmi kurma kampanyasina katilan diger milletler gibi, onlar da millî bilinci yitirecek duruma gelmislerdir. Bundan dolayi 1983 yilinda Gorbaçov tarafindan baslatilmis olan Perestroyka, ancak 1989 yilindan sonra Tatarlari da etkilemis, aydinlarimizin tesebbüsleriyle Tatar Içtimaî Merkezi kurulmustur. Bu milletlerin, SSCB çapinda emperyalizm ve misyonizm hastaligindan kurtulmaya basladiginin bir isaretiydi. Daha dogrusu reformcu Gorbaçov, SSCB'de milletler meselesinin 1923 yilinda Lenin tarafindan halledilmis fakat Stalin tarafindan biraz bozulmus olduguna inaniyor, Perestroyka'nin millî uyanis hareketlerini baslatacagini hiç beklemiyordu.
Günümüzde de Rus Hükûmeti'nin eski politikalari birakmaya hiç niyeti yok. Kazan Hanligi'ni isgal ettikten sonra 440 yillik süre içerisinde Uzak Dogu'da Japonya'nin Kuril adalarina, batida Norveç, güneyde Türkiye, kuzeyde Buz Denizi'ne kadar uzanan bir ahtapot durumuna gelmistir. Sadece bu kadarla yetinmemis, emperyalist çikarlari için Amerika kitasinda Küba, Afrika'da Angola, Mozambik ve Libya; Asya'da Kuzey Kore, Vietnam, Suriye ve 1979 yilinda Afganistan'a yayilmaya baslamistir.
Nihayet 1989 yilinda Gorbaçov'un emriyle yayilmacilik durdurulmustur. On yil süren çetin Afganistan savasinda yasanan hezimet sonucu, Sovyet emperyalizmi durmak zorunda kalmistir. Fakat yasanan siyasî ve iktisadî çöküsün sebebi olarak SSCB'de yasayan diger milletler ve özellikle Tatarlar, suçlu olarak götse-rilmek istenmektedir. Bu demektir ki, Rusya, emperyalizm hastali-gini daha tam olarak üzerinden atamamistir. Avrupalilarin önyargi hastaligi bir bakima buna tesvik etmektedir. Çünkü, 21'inci yüz yila girecegimiz su günlerde Rus tarihçilerin, siyasetçilerin ve sanatçilarin Tatar tarihini tahrif ederek yansitmalari sonucu, Avrupalilar, Tatarlara hatta Türklere, kendi gözleriyle degil de, Ruslarin kara gözlükleriyle bakmaktadirlar Azerbaycan'da, Bosna Hersek'te Türk ve Müslüman kani dökülürken Birlesmis Milletler teskilâti, Hiristiyanlik ve Avrupaliliktan çikarak eziyet gören Müslümanlara yardim elini uzatmaktan çekiniyor.
Dogu ile bati Asya'nin bazi ülkelerinde kendilerine has olan sovenizm, kendisini üstün görme hastaligi, en çok Iranlilarda görülmekte olup, din kardesleri Azerîleri kana bulamak için Ermenilere silâh satmalari bunun en açik ispatidir. Bütün milletler ve devletler bu hastaliklardan kurtulmadikça dünyanin gelecegi karanliktir. Çünkü bu düsüncelerin sonucu savastir.
Milletlerin esitligini reddeden bu üç psiko-sosyal hastaliktan kurtularak dünyada barisa, adalete, esitlige, refaha ve gerçek demokrasiye ulasmak için, bir ahlâk inkilâbina ihtiyaç vardir. Fakat bu, Ekim Inkilâbi gibi kanli olmayacak, manevî, psikolojik, sosyal, ruhî, medenî, siyasî ve iktisadî bir yenilenme olacaktir.
Tataristan, en cesur adimini atarak bu inkilâp yolunu izledigini göstermistir. Biz yurt disinda bulunan bütün Türkler, sizin cesaretinize, izlediginiz demokratik yollara hayran kaldik.
Bu hak yolunda Allah sana yoldas olsun sevgili halkim!
Tesekkürler dostlarim!
Beni dinlemek zahmetine katlanan sevgili aziz halkima sükranlarimi sunuyor ve 75'inci yas günüm vesilesiyle bu töreni düzenleyen halkima, Allah'tan saglik, muvaffakiyet, bolluk ve saglikli uzun ömürler diliyorum.
Allah bizimledir.
|