11 Mayis 1963 tarihinde
Türk Ocagi Gençlik Kolu tarafindan düzenlenen konferanslar serisinde yapmis
oldugu konusmanin genisletilerek basilan metni.
Bu eseri Idil-Ural Kurtu1us
Hareketi Önderi rahmeti Ayaz Ishaki Idilli'nin aziz hatirasina ithaf edilmistir.
ÖNSÖZ
Istiklal Savasimizin
ilk yillarinda, Türkiye Türklerinin kizil komünizm belasindan korunmasinda
büyük hizmetleri dokunmuslardan biri, rahmetli Kazim Karabekir Pasadir. 1920
Mayisinda, Erzurum'daki Sark Ordusu karargahi telsizleri, Bolseviklerin aldatici,
kandirici yayinlarindan, bastan sona kadar yalan olan su bildiriyi tespit
etmislerdi: 'Sarkin taksimi için baslayan kanli savaslarin sonu gelmek
üzeredir. Dünyanin bütün kavimlerini kendi boyunduruklari altina alan Ingiliz
yagmacilarinin kuvvetleri, seferberlikleri sukut etmektedir. Artik büyük Rus
inkilabinin darbeleri sayesinde dünyanin eski kölelik ve esaret binalari yikiliyor.
Hükümetler milletlerin eline geçecektir. Yagmacilarin ayagi altinda emperyalizm
tuzagi yatmaktadir.' 'Rusya'nin ve Sarkin Islâmlari!.. Camileri,
ibadethaneleri, mektepleri tahrip ve haklari gasp edilen kimseler! Sizin dininiz
ve adetleriniz, millî ve medeni hürriyetiniz serbest ve el sürülmez bir halde
kalacaktir. Serbestçe ve engelsiz olarak millî hayatinizi düzenleyiniz.. Buna
hakkiniz vardir. Bilmelisiniz ki, Rus inkilabi-kebirinin Sovyetleri, sizin
hukukunuzu bütün kuvvetiyle himaye edecektir. Sarkin Müslümanlari Türkler,
Araplar, Iranlilar, Hintliler! Kendi memleketleri, mallari, hayatlari taksim
ve harap edilmek üzere bulunan kimseler! Sukut eden Çarlik tarafindan tanzim
edilen Istanbul'un cebren isgali muahedesi yirtilmis ve mahvedilmistir. Rus
Cumhuriyeti millet Sovyetleri memleketinizin cebren isgalini ret ile ilan
eder ki, Istanbul Müslümanlarin elinde kalacaktir. Türkiye'nin taksimine ve
Türk arazisinden bir Ermenistan teskiline dair olan muahede yirtilmis ve mahvolmustur.
Yine ilan ederiz ki Iran'in imhasina dair yapilan muahede de yirtilmistir.
Yagmacilari, memleketinizi boyunduruk altina alan zalimleri reddediniz. Artik
susulacak devir geçti. Memleketinizin efendisi kendiniz olunuz. Arkadaslar,
kardaslar! Dünya esir milletlerinin kurtulusunu bayraklara yazalim!'
Bu bildiri ile Avrupa
sömürgecilerinin karsisinda ve emperyalizme düsman, Çarlik siyasetine de aleyhtar
görünen komünistlerin samimiyetsizlikleri ve korkunç yalanlari, o gün bugün
devam eden her davranislariyla, yüzlerce kere meydana çikmistir. Bolsevik
politikasinin da Çarlik emperyalizminden zerrece degisik bulunmadigi belli
olmustur. 1920'den bugüne kadar geçen 43 yillik zulüm, sürgün ve facialar
seridini gözlerimiz önünden tarih sirasi ile geçirmemiz kafidir. Böylece,
Birinci Dünya Savasindan sonra Ukrayna, Türkistan, Azerbaycan, Kirim, Kuzey
Kafkasya, Gürcistan, Idil-Ural'in ve nihayet ikinci Dünya Savasindan sonra
da Almanya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya,
Polonya ve Çekoslovakya'nin, dünya kuruldu kurulali
insanlik tarihinin yazmadigi korkunç, kanli sonuçlari hatirlanacaktir. 1939
yilindan bu yana, sömürgeciligi birakmayi kabul eden Bati devletlerinden Büyük
Britanya, Fransa, Belçika ve Hollanda, nüfus sayilari toplami 840 milyonu
asan 44 memleketin bagimsizlik haklarini tanimislardir. Halbuki ayni müddet
içinde Sovyetler Birligi, 263.640 mil-kare topragi isgal ederek 220. milyon
750 bin kisiyi Demirperdeleri gerisindeki 'Kizil Cehennemleri'ne
yuvarlamislardir.
Iste, büyük Türk Dünyasi'nin
kuzey ucunu teskil eden Anayurt parçasi Idil-Ural ülkesindeki Türk kandaslarimizin
kisa tarihini de sunan, idealist arkadasimiz Ali Akis'in büyük deger tasiyan
bu kitapçiginda, millî davamiza ve yarinimiza isik tutan bir çok özellikler
mevcuttur.
Bilhassa Sovyet emperyalizminin
politik, kültürel ve ekonomik gerçek yüzünün açiklanmasi, gafilleri uyarici
ve mücahitleri kuvvetlendirici hakikatlari göstermekte ve ögretmektedir. Böylece,
son derece önemli bir vazifenin yerine ,getirilisi, takdir ve sükranla karsilanacak
bir büyük millî hizmettir.
Türklügü komünizmden
koruyacak, bu menfur 'Serseriler ideali' ile mücadele edecek ve
tutsak Türklerin hürriyete kavusmasina hizmet edecek her Türk evladinin bilmesi
zaruri gerçekler, bu kitapçikta kismen olsun yer almis bulunmaktadir. Diger
esir Türk illerinin yarali, mücadeleci istiklal mücahitlerine de örnek olacak
bu hacmi küçük,
muhtevasi büyük eseri genç arkadaslarima bilhassa
tavsiye ederken, Ali Akis' Beye takdir ve sükranlarimi sunmayi da vazife
bilirim.
1 Ekim 1963 -Kavaklidere
Senatör Dr. Tevetoglu
IDIL - URAL DAVASI
IDIL- URAL Büyük Türk
Dünyasinin Kuzey, Fin Dünyasinin Güney-Dogu sinirini teskil eden, bu iki akraba
irkin ortak Vatani olmasi dolayisiyle bütün Türk Illeri arasinda ayri bir
özellik tasiyan, Avrupa ile Asya kitalarinin birlestigi cografi ve kültürel
serit üzerinde bulunan Idil- (Volga) nehri ile Ural daglari arasindaki bölgeyi
içine alan, 45 ila 60 arz, 45 ila 60 tul daireleri arasinda bulunan bir ülkenin
tarihi cografi ve politik, ekonomik adidir.
Jeopolitik ve ekonomik
önemi haiz bu ülkenin yüz ölçümü altiyüzbin kilometre kare olup genel. nüfusu
on yedi milyon kadardir. 1959 Sovyet istatistiklerine' göre 17 milyonluk genel
nüfusun takriben on milyonunu Türk irkindan olan Tatarlar, Baskurtlar ve Çuvaslarla,
Fin irkina mensup Mordavalar, Mariler ve Udmurtlar teskil etmektedir. Bugünkü
idari taksimata göre Idil-Ural ülkesi, sözüm ona, alti muhtar cumhuriyete
ve dokuz eyalete ayrilmistir. Muhtar cumhuriyetler sunlardir:
1 - Tataristan -Baskenti Kazan
2 - Baskirdistan -Baskenti Ura
3 - Çuvasistan -Baskenti Çeboksar
4 - Mordova -Baskenti Saransk
5 - Mari -Baskenti Yoskar Ola
6 - Udmurt -Baskenti Ijevsk
Adi geçen dokuz eyalet de sunlardir:
1. Kuybisev (Samara)
2. Saratov (Saritav)
3.
Penza
4. Volgagrad (Stalingrad)
5. Astrahan
6. Orenburg
7. Çelabinsk (Çelebi)
8. Sverdlovsk (Yekaterinburg)
9. Perm
Yukarida gösterilen Idil-Ural
ülkesinin sinirlari dahilinde yasayan yerli on milyon Idil Urallidan baska,
2 milyon Idil-Uralli, Sovyetlerin korkunç tehcir siyaseti neticesi, Sovyetler
Birliginin; Moskova, Sibirya ülkelerinde ve Ukrayna, BeloRusya Cumhuriyetlerinde
yasamak zorunda birakilmislardir. Buna mukabil Idil-Ural ülkesinin 17 milyonluk
umumî nüfusunun geri kalan 7 milyonunu müstevli Ruslar, mecburen iskân ettirilen
Ukraynalilar ve BeloRuslar teskil eder. Istikbalde, Idil-Ural bagimsizlik
Dâvasi müsbet ve konkret bir sekilde halledildikten sonra, ilk is olarak,
Idil-Ural hükümeti ile Rusya, Ukrayna ve BeloRusya hükümetleri arasinda akdedilecek
karsilikli anlasma hükümlerinin isigi altinda, Birlesmis Milletler kuvvetlerinin
himayesinde, milletlerarasi Kizilay ve Kizilhaç Teskilâtlarinin sosyal yardimi
ile, hakkaniyete ve adalete müstenit bir nüfus mübadelesi yapilacaktir. Yakin
tarihte bunun iki misali mevcuttur:
1. 1992-1924 yillarinda
Türkiye ile Yunanistan arasindaki nüfus mübadelesi,
2. 1948-1951 yillarinda
Pakistan ile Hindistan arasindaki nüfusu mübadelesi.
Idil- Ural ülkesinin
Güney-Dogusunda Türkistan, Dogusunda ve Kuzey-Dogusunda Sibirya, Kuzeyinde
ve Batisinda Rusya, Güneyinde ve Güney-Batisinda Kafkasya ülkeleri bulunur.
Büyük Türk Dünyasinin
kuzey sinirini teskil eden Idil-Ural'da iklim oldukça serttir. Kis aylarinda
isi sifirin altinda 35 dereceye kadar düser, yaz aylarinda ise sifirin üstünde
30 dereceye kadar yükselir. Iklim sartlarinin insanlar üzerindeki etkisi inkar
edilmez bir gerçektir. Üçbin yildan beri sert ve soguk iklimde yasayan Idil-Ural
Türkleri Güneyde ve Batida yasayan kardeslerinden bazi hususlarda farklidirlar.
Sert iklim ve tabiatla devamli mücadele diger Kuzey milletleri gibi, Idil-Ural
Türklerini de mücadeleci çaliskan ve enerjik yapmistir. Yine sert iklimin
tabii etkisi olarak Idil-Ural Türk1eri Güneydeki kardeslerine nazaran daha
sert tabiatlidirlar, fakat ayni zamanda samimi ve vefakardirlar ikiyüzlülügün
ne oldugunu bilmezler.
Idil-Ural Türklerinin
ecdadi bundan üç bin yil önce bütün Türklerin Anayurdu Türkistan'dan Idil-Ural
bölgesine göç etmege baslamislar ve devrimize kadar yedi devlet kurmuslardir.
Bunlar arasinda bütün dünya tarihinde nam kazanmis ve medeniyet ve ekonomi
alaninda gelismis olan su üç devlet anilabilir:
1 -Volga Bulgarlari Hanligi: IV-XIII asirlarda.
900 yil.
2 -Kipçak Devleti: X -XIII asirlarda. 300 yil.
3 -Altin Ordu Imparatorlugu: XIII -XV asirlarda.
250 yil.
Bulgar Hanliginin esas
ahalisi Bulgar Türkleri tarim, ticaret ve sanayi alaninda çagdas diger milletlerden
çok ileri ve medeni bir millet idi. Avrupa ile Asya'yi birlestiren bir bölgede
bulunduklarindan, Bulgarlar ticaret bakimindan bu iki kita arasinda köprü
vazifesini görüyorlardi. Büyük Idi! (Volga) nehrinin ulastirma için gayet
müsait olusu ticaretin gelismesinde yardimci olmustur. Bulgarlar sulhsever
bir millet idi, ve kendilerine tecavüz edilmedikçe muharebeye girismezlerdi.
Rus tarihçileri IX. asirda Bulgarlari çizme giyen insanlar olarak anmaktadirlar.
Halbuki Ruslar o devirde çizmenin ne oldugunu bilmezlerdi, çarik giyerlerdi,
ve balikçilikla ugrasan iptidai ve geri bir kavimdi. Rus dilinde 'Bulgarka'
kelimesi bir cins deriye verilen isimdir. Bundan anlasiliyor ki, Bulgarlar
deri sanayiinde ilerlemis bir milletti. Bulgarlar 922 yilinda resmen Is1amiyeti
kabul ederek Islâm kültürünün etkisi altinda daha çok gelismislerdir.
Kipçaklar X -XIII. asirlar arasinda Idil-Ural
bölgesinde medeni bir hayat yasamislar ve Avrupalilarca taninan 'Codex
Cumanicus' Kipçaklardan kalma hukuki bir saheserdir. Kipçaklarin ikinci
adi da Kumandir. Ruslar onlara Polovtsy diyorlar.
XIII. asirda hem Bulgar
Hanligi hem Kipçak Devleti Cengiz istilasina ugradilar. Cengiz Hanin torunu
Batu Han dedesinin muazzam Imparatorlugunun Avrupa Kitasina düsen kisminin
varisi oldugu için Altin Ordu Imparatorlugunun kurucusu sayilir. O imparatorlugun
nüfusu Türk ve Müslüman idi. Ruslar da Altin Ordu Imparatorlugunun vassallari
idiler ve vergi ödemege mecbur idiler. Ruslarin dahili islerine müdahale etmeyen
Altin Ordu idarecileri onlara genis muhtariyet vermislerdi. 250 yil müddetle
Ruslari egemenlikleri altinda bulunduran Altin Ordu Imparatorlugu ticaret
ve sanayi bakimindan ileri bir devlet idi. Ruslar devlet idaresi ilmini ve
askerlik sanatini Altin Ordu Türklerinden ögrenmislerdir.
Bu kudretli imparatorluk,
yine Türk soyundan gelme büyük kumandan Timurlenk (Aksak Timur) tarafindan
yikilip, Ruslarin toparlanmasinda, ve birleserek Türk-Tatar hakimiyetinden
kurtulmalarinda büyük bir faktör olmustur. Timurlengin Altin Ordu Imparatorluguna
indirmis oldugu darbe bu imparatorlugun parçalanmasina sebep oldu. Kudretli
Altin Ordu Imparatorlugu yerine Kazan, Astrahan, Nogay, Sibirya ve Kirim hanliklari
kaim oldu. Bundan cesaret alan Ruslar kuvvetlenerek XVI asirda sira ile Kazan,
Astrahan, Nogay ve Sibirya hanliklarini istila ettiler ve bütün Idil-Ural
ülkesinde dünyada misli görülmemis barbarlik ve zulümle egemenliklerini kurdular.
Kazan Hanligi 114 yillik ömründe 115 defa Ruslarla muharebeye tutustu. Yani
ortalama her yil bir muharebe olmustur. Nihayet 1552 yilinda Müthis Ivan Kazani
istila etti. Kazan sehri için yapilan son muharebede otuz bin sehit verildi.
Disaridan hiç bir yardim görmeyen Kazan, kat-kat üstün Rus kuvvetlerine karsi
mücadele ede ede maglup oldu, ve bütün Hiristiyan dünyasinin silinmez yüz
karasi olan katliam ve mabetlerle kültür ocaklarinin yikilmasi ve tahribi
basladi. Kazanda bulunan cami ve kütüphanelerin yerinde baykuslar tünedi.
Altin Ordunun parçalari olan diger üç hanlik da ayni akibete ugradi. Halbuki
1453 yilinda Istanbul'u fetheden Türkler hiç bir Hiristiyan mabedine ve kültür
ocagina dokunmadiklari gibi, yerli ahaliye de hiç bir zulüm yapmadilar, ve
bilakis, bütün dini islerinde tamamen serbest biraktilar. Iste iki irkin mukayesesi.
Medeni Türkler' ve vahsi Ruslar.
Bulgar ve Altin Ordu
devletlerinin yerli ahalisi olan Türk ve Fin milletleri dini-millî ve 'hatta
sahsi hürriyetlerinden mahrum olarak 230 yil süre ile vahsi Rus esaretinde
karanlik bir devir yasadilar. Ural Türkleri Baskirtlarin ve Kazan Türkleri
Tatarlarin sayisiz silahli ayaklanmalarina son vermek, ve Kirim, Kafkasya
ve Büyük Türkistan gibi Türk ülkelerini istila etmek emelinde bulunan Rus
Çarlik idaresi, 1782 yilinda zalim siyasetini degistirerek, güler yüz politikasi
ile, nispi dini hürriyet bahsetmek ve Idil-Ural Türklerinin, biraz olsun,
rahat nefes almalarini saglamak zorunda kaldi. 1782 yilina kadar Islâm dini
resmen din olarak taninmiyordu. Hiristiyan dinini kabul etmeyen zadegan sinifinin
topraklari elinden aliniyor ve kendileri uzaklara sürülüyordu. 1782 yilinda
Kazanda ilk cami yapildi ve ibadet serbest birakildi. Bu devir dini hürriyetin
ilk baslangici sayilir.
Kültür hürriyetinin elde
edilmesi için Idil-Ural Türk Tatarlarina yüz yil daha beklemek ve sabretmek
icap etti. XIX. asrin ikinci yarisi ilk uyanis devri idi. Skolastik dini fanatizmden
siyrilarak çagdas bati medeniyetine yönelis bu devirde oldu. Bu devirde Semerkant
gibi eski Türk -Islâm kültür ocaginda tahsilini yapmis olan Kursavi ve Sehabettin
Mercani adindaki dini islahatçi ve tarihçiler, Kayun Nasiri gibi üniversal
komple alimler yetisip mensup olduklari milleti dini taassuptan kurtardilar.
Sehabettin Mercani'nin 'Müstefadülahbar fi ahvali Kazan ve Bulgar'
adli tarihi eserinin Idil-Ural, Türklerinde millî duygunun uyanmasinda büyük
hizmeti olmustur. Kayum Nasiri Türk Dünyasinin en çok yazi yazan ilim adamlarindan
biridir. O hem Türk-Tatar dili ile hem Ahlakiyatla, hem matematik, fizik ve
kimya gibi pozitif bilimlerle de ugrasmistir. Musa Akyigit'in ilk Kazan Türkçesindeki
'Hüsamettin Molla' ismindeki romani bu devirde çikmisti. 1883 yilinda,
'Fikirde, Dilde ve Isde Birlik' slogani ile harekete geçen Kirimli
fikir adami. Ismail Gaspirali'nin 'Tercüman' gazetesi Idil-Ural'da
çok etkili oldu. Batan bu çabalara ragmen siyasî hürriyetin yoklugu, uyanistan
beklenen neticeyi veremiyordu. Nihayet o beklenen ve özlenen gün geldi.
1905 yilinda, Rus-Japon
harbi sonunda, Rus Çarligi hezimete ugradi ve milletler hapishanesi adi ile
anilan Rusya Imparatorlugundaki Rus olmaya milletler ayaklandi, ve bunun neticesinde
çarlik idaresi bazi siyasî tavizler vermek zorunda kaldi. Bu uygun durumdan
faydalanan Idil - Ural Türk Tatarlari millî basin, millî edebiyat, millî egitim,
millî tiyatro, ve millî hürriyet için fikir savasi yapan siyasî tesekküller
meydana getirmeye muvaffak oldular. Fatih Kerimi, Ziyaetdin Fahretdin gibi
islatçi ve gazeteciler, Abdullah Tukay, Derdment, Saniye Iffet, Said Sünçeley,
Ebrar Saidi, Said Rami ve Mecit Gaffuri gibi sairler, Fatih Emirhan, Tinçura,
Ayaz Ishaki gibi edip ve siyasî yazarlar Ali Askar Kamal, Mir Haydar Fevzi
gibi tiyatro yazarlari, Hadi Atlasi, Aziz Übeydullah, Abdullah Battal ve Zeki
Velidi gibi tarihçiler kiymetli eserleri ile millî Türk Tatar kültürünün meydana
gelmesine hizmet ettiler.
Rus çarlik idaresinin
reva gördügü ekonomik ve politik haksizliga karsi ilk isyan bayragini kaldiran
"Tançi" teskilâti olmustur. Bu teskilâtin kurucusu ve lideri Ayaz Ishaki ve
onun yardimcisi Fuat Tuktar Çarlik politikasinin takibatina hedef olmuslar,
ve bilhassa Ayaz Ishaki defalarca tevkif edilerek, en sonunda Uzak Kuzey sehri
Arkanjelsk'e sürgün edilmistir. Bu tevkif ve sürgünle Idil-Ural Türklerinin
mücadele azmini kirmamis ve aydin gençlik bazi siyasî haklar koparmaga muvaffak
olmustur.
1905 ihtilâlinden sonra
Rus Çarligi tavizler vermek suretiyle Mesruti Hükümdarlik Idaresi seklini
kabul etmek zorunda kaldi. Rusya yasama organi olan Duma da ilk defa olarak
seçimler yapildi. Binbir mücadeleden sonra Rusya Türkleri meyaninda Idil-Ural
Türk-Tatarlari da kendi mebuslarini seçerek Duma'ya sokmaga muvaffak oldular
ve kendi irkdaslarinin haklarini savunmaga çalistilar.
Rus Çarligi vatandasi
olup, vergi ve askerlik gibi mükellefiyetleri yüklenen Idil-Ural Türkleri,
egitim bütçesinden bir kurusluk dahi yardim görmüyorlardi. Yani, külfet bakimindan
vatandas, nimete gelince yabanci muamelesi görüyorlardi. Duma'daki Türk mebuslar
bu haksizlikla mücadele ettikleri halde, Rus Çarliginin baslica gelir kaynaklarindan
alkollü içkilerden alinan vasitali vergi teskil ettigi iddiasi ve Müslüman
vatandaslarin az içki kullandiklari gerekçesi ile Türk mebuslarin egitim bütçesinden
faydalanma teklif ve önergeleri reddedildi.
1905 yilindan sonra açilan
okullarin, ögretmen maaslarinin ve ders kitaplarinin masraflarini karsilamak
üzere Cemiyeti Hayriyeler nami altinda bir cemiyet kuruldu. Bu gayet genis
ve top yekûn teskilat hayirsever zengin tüccarlardan alinan bagistan ve aylik
aidattan gelirini saglamak suretiyle Türkiye ve Misir gibi Müslüman memleketlerine
talebe dahi yolluyordu.
Birinci Cihan Harbi Osmanli
Imparatorlugu ile Rus Çarligini karsi karsiya birakti. Dört yil süren bu harp
müddetince Idil-Ural Türklerinin agabeyleri Türkiye'ye bagliliklarina üç misal
göstermek istiyorum:
1- Rus Çarligi'nin yasama organi Duma'da bütün
vatandaslardan sadakât yemini taleb edildi. Duma'da Idil-Ural Türklerini temsil
eden mebuslardan Sadri Maksudi sadakat yeminin kabul etmek için Çarlik Hükümetine
iki sart ileri sürdü.
a-Rus ordusu saflarinda bulunan Müslüman - Türk
askerleri Osmanli ordusuna karsi savasa sürülmeyecek,
b-Rus Çarligi Istanbul ve Bogazlar üzerindeki
emperyalist iddialarindan vazgeçecek.
Çarlik Hükümeti bu sartlari kabul edecegine
dair söz verdi.
2- Birinci Cihan Harbi müddetince, yukarida adi
geçen Cemiyet Hayriyeler de, Ruslara esir düsen Türk subaylarini kaçirip kurtarma
faaliyetlerine geçtiler ve bugünkü gizli teskilatlarin bütün taktiklerini
tatbik ederek, bu alanda büyük isler basardilar. Neticede, Rus Gizli Polisi
bu faaliyetleri meydana çikardi ve cemiyetin ileri gelenleri "Vatan ihanet"
suçuyla mahkemeye verdiler. Bereket versin Subat ihtilali bu millîyetçi sahislari
mukadder feci akibetten kurtardi.
3- Mecburen Rus Ordusu saflarina katilan Idil
- Ural Türklerinden bir grup, Osmanli Imparatorlugunun müttefiki Almaya Esir
Kamplarindan gönüllü olarak Osmanli Ordusu saflarina geçti, ve Asya Taburuna
ait hatirat, halen Istanbul'da yasayan Hidayet Yasin tarafindan Idil-Ural
Bagimsizlik Komitesinin nesir organi Millî Yol Dergisinde, Lütfullahoglu imzasi
ile keleme alinmisti.
Hülâsa, 1905-1917 devri Idil-Ural Türkleri
için bir Rönesans devri idi. Bu on iki yillik Rönesans veya Altin devrinde
binlerce kitap basildi ve lise ayarinda millî okullar açildi. 1909 yilindaki
Rus istatistiklerine göre, yalniz bir sene zarfinda Kazan'da 419 kitap basilmis
olup, bu kitaplarin umumî tiraji üç milyon yüz otuz bes bin kadardir.
Orenburg'da, Ufa'da, Kazan'da ve Samara'da
ögretmen okullari yüzlerce ögrenci yetistiriyordu. Bu okullar arasinda en
meshurlari Bubi Medresesi ve Hüseyniye Medresesi idi. Bu arada köy okullarindan
da bahsetmemizin faydasi olur kanisindayim:
Idil-Ural köylerinde caminin yaninda
bir okul açmak anane halinde idi. Bu okullarda imam erkek ögrencilere ders
verirken, imamin esi de kiz ögrencilere ders vermek görevini üzerine aliyordu.
Bu sebeple diger Türk illerine nazaran, Idil-Ural Türklerinde okuma yazma
nisbeti daha yüksekti. Böylece kadin nüfusun da okuma yazma zevkinden mahrum
birakiliyor ve okuma-yazma nisbetinin yükselmesine yardim ediyordu.
Ecdadi Bulgar ve Altin Ordu Türklerinden
tevarüs etmis olduklari ticarî kabiliyetleri sayesinde Idil-Ural Türk-Tatarlari
bütün Islâm aleminde ilk defa orta sinif meydana getirmek serefini kazanmislardir.
Bu orta sinif sayesinde Altin devri yaratmak kabil olmustur.
Edebiyat alaninda da 1905-1917 devri
Idil-Ural Türkleri için Altin devir idi. Siir, roman, tiyatro eserleri bu
devirde binlerce okuyucu kitlesini pesinden sürüklüyordu. "Fikir için sanat"
akimi hâkim oldugundan, halka hürriyet aski, ilerleme ve gelisme, ve halka
hizmet fikri telkin ediliyordu. Çocuk edebiyati da Bati çocuk edebiyati ile
boy ölçüsecek seviyede idi. Millî siir alaninda bilhassa Abdullah Tukay her
alanda siirler yazarak Altin devrin en büyük millî sairi derecesine yükseldi.
Genç yasta hayata gözlerini yuman büyük sair, vefatindan elli yil geçmis olmasina
ragmen, her Idil-Ural Türkü tarafindan takdir ve tebcil ile anilmakta ve anilacaktir.
Bir halk çocugu olan Tukay, halk hissiyatinin
bir sembolü haline gelmistir. 1906 yilinda meydana gelen tiyatro da millî
ve halkçi idi. Esas amaci halki aydinlatmak idi. Üç yüz küsur yil aci esaretten
sonra cüzi kültür hürriyetinden faydalanan Idil-Ural Türk-Tatarlari sanli
mazilerinden ilham alarak istikbale daha ümitli gözlerle bakmaga basladilar.
Ayaz Ishaki'nin edebi romanlari ve tiyatro eserleri milletini çagdas bati
medeniyetine yöneltmek amacini güdüyordu. Istidatli bir edip oldugu kadar
Ayaz lshaki, kuvvetli bir siyasî lider de idi. Onun edebi ve siyasî mücadelesine
ilaveten, Aziz Übeydullah, Hadi Atlasi, Rizaettin Fahrettin, Abdullah Battal
ve Zeki Velidi gibi tarihçiler, büyük tarihçi Sehabettin Mercani'nin izinden
yürümek suretiyle, o devrin genç nesline kendini bulmak ve eski sanli devirlerden
ilham alarak bagimsiz bir devlet kurmak amacini gütmek firsatini verdiler.
Basin da bu Altin devrinde
kendine düsen görevi yapiyordu. Kazan, Ufa, Orenburg ve Samara gibi kültür
merkezleri günlük, haftalik gazeteler, aylik ve üç aylik dergiler çikararak
halka hizmet için yarisiyorlardi. Basin Istanbul basini ile de daimi baglanti
halinde idi.
1917 yilinin Subat ayin,da,
Birinci Cihan Harbi siddetle devam ettigi sirada, Rus olmayan milletlerin
baskisi neticesinde' Milletler hapishanesi olan Çarlik Rusya yikildi ve bütün
Esir Milletler hürriyet ve bagimsizliklari için mücadele etmeye basladilar.
1917 yilinin müsait sartlarindan faydalanan Idil-Ural Türk Tatarlari ve Ugro-Finler
millî kurultaylarini toplamis ve muhtar cumhuriyet ilan ederek bu Cumhuriyete
Idil-Ural adini vermislerdi. Bu kurultaylari karari ile 1917 yilinin 17 Kasim
tarihinde Ufa sehrinde Millî Meclis toplandi. Bu millî meclis anyasayi hazirladi
ve millî idare nami altinda yürütme organi meydana getirdi. Millî meclisin
karari ile yeni kurulan devlete IDIL- URAL, onun üçbin yildan beri esas olan
sahiplerine Türk-Tatar ve Ugro-Fin milletleri isimleri verildi.
1917 Subat ihtilali Idil-Ural
Türk-Tatarlari için 365 yillik aci esaretten sonra nesillerin hürriyet ve
bagimsizlik rüyalarinin gerçeklesmesi seklinde tecelli etti. Yeni kurulan
cumhuriyetin dis ve iç düsmanlardan korunmasi için millî ordu meydana getirildi.
Millî hükümet manasina gelen millî idare ilk olarak millî egitim ve maliye
bakanliklarini kurdu ve tamamen millî bir egitim sistemini kabul etti. Ayni
zamanda agir bir baskiya maruz birakilmis olan dinî isleri deruhte etmek için
dinî isler bakanligi vücuda getirildi. Genç Cumhuriyeti dis dünyaya tanitmak
için disisleri bakanligi da çalismalarina basladi.
Bu arada iç harp siddetle
devam ediyordu. Kazan ve Ufa sehirlerinin Kizil Ordu tarafindan isgalinden
az önce Idil-Ural Millî Meclisi Idil-Ural Devletlerinin tam bagimsizligini
ilan etti. Bu devletin basina rahmetli Profesör Sadri Maksudi Arsal, Dini
Isler Bakanligina Müftü Alimcan Barudi ve Disisleri Bakanligina rahmetli lider
Ayaz Ishaki getirildiler. Büyük Sovyet Ansiklopedisi (BolsAyazovyetskaya Entsiklopediya)
bu olayi tam bir sükütla geçistirememis ve bu hususta sunlari yazmisti:
"Aralik 1917'de Ufa sehrinde
Tatar Burjuva millîyetçilerinin lideri tarafindan Sovyet aleyhtari IDIL-URAL
Devlet adiyla bir devlet ilan edilmisti". (BolsAyazovyetskaya Entsiklopediya
cilt46, 1956 sf.646)
Idil-Ural Devletinin
kurulmasi Türk-Tatar halki arasinda büyük bir sevinç ve heyecan yaratti. 365
yillik aci esaret zincirlerinin kopmasi milletin dehasindan mülhem, ve bütün
gençlik tarafindan heyecanla söylenen, Hürriyet Marsinin dogmasina yol açti.
Hürriyet Marsi'nin 1-2 misrasini burada yazmadan geçemeyecegim :
Atti tan, Nurlu tan ilimizge
Hürriyet koyasi balkidi
Nurlu beyrem köni buldi
bizge
Yasasin hürriyet, yasasin
Eydegiz eydegiz ey tuganlar
Eydegiz birlesik Müslümanlar
Kiçkiriyik dünyaga irk
avazin
Yasasin hürriyet, yasasin.
Idil -Urallilar genç
cumhuriyetlerini kurmakla mesgul olduklari sirada Rusya'da Bolsevik ihtilali
basladi ve kanli dahili harp patlak verdi. Idil-Ural Cumhuriyeti Sovyet rejimini
tanimadigina dair bir beyanname yayinladi ve kendi millî ordu birliklerine,
1918 yilinin ilk baharinda Idil-Ural topraklarina saldiran Sovyet Kizil Ordusuna
karsi koymasi için emir verdi. Diger taraftan Çarlik taraftari beyaz Ruslarda
Idil-Ural Cumhuriyetin karsi düsmanlik besliyorlar ve her firsattan faydalanarak
bu genç cumhuriyeti yok etmek için kendi düsmanlari kizil Ruslarla söz birligi
ediyorlardi. Velhasil, genç Idil-Ural Cumhuriyeti iki ates arasinda sikisip
kalmisti. Bütün bu musibetlere ilaveten talihsizlik eseri olarak bütün Türk
Dünyasinin lideri ve sevkle bel bagladigi Osmanli Imparatorlugu da Almanya
ile birlikte maglup oldugu için hariçten hiçbir yardim göremedi ve neticede,
Idil-Ural Cumhuriyeti, 25 Nisan 1918 tarihinde Sovyet Kizil Ordusu tarafindan
istila edildi. En zalim Rus çarlarina dahi rahmet okutacak kadar zalim ve
desiseci Bolsevikler Machiavelli'nin "divide et impera" (parçala ve hükmet)
prensibine göre, sözde muhtar alti cumhuriyete ve dokuz eyalete ayirmak suretiyle
Idil-Ural Birligini parçaladilar. Sovyet hükümeti Idil-Ural'i istila ettikten
sonra Idil-Ural'in Millî Meclisini feshetti, Hükümeti dagitti. Hükümet üyelerinden
bazilari Uzak Dogu ve Finlandiya tarikiyle Türkiye'ye göç etti ve geri kalan
kismi da zalim Bolsevikler tarafindan yok edildi. Bolsayazovyetskaya Entsiklopediya
övünerek bu hususta söyle yazmaktadir :
"Bütün millî tesekküller
ve Ufa Millî Meclisi dagitilmisti. Sovyetlerin Tataristan'da saglamca yerlesmesi
yolunda yapilan mücadelenin önemli merhalesi millîyetçi, mukabil ihtilalin
darmadagin edilisi olmustu" Bolsayazovyetskaya Entsiklopediya cilt 46, 1956
sf.646
SOVYET EMPERYALIZMI
Bolsevik Ekim Ihtilali
basladigi zaman gerek Çarlik taraftari olan Beyaz Ruslardan ve gerek Rus olmayan
milletlerden, ve bilhassa Müslüman Türklerden siddetli mukavemet gören ihtilal
lideri Lenin, Müslümanlari kendi tarafina çekmek amaciyla meshur beyannamesini
yayinladi ve Milletler Hapishanesi adiyle anilan Çarlik Rusya'sinin baski
ve Ruslastirma siyasetine son verildigini, bütün Rusya Müslümanlari için Hürriyet
günesinin dogmus oldugunu gayet satafatli cümlelerle teminat vermek suretiyle
hitap etti. Yukarida bahsi geçen kanli mücadelelerden sonra Idil-Ural Devleti
Kizil Ordu tarafindan istila edildi ve Lenin 'in beyannamesinde serdedilen
umdelerden ve tatli vaatlerden hiç birinin tutulmadigi çok aci bir sekilde
görüldü, Velhasil Kizil Sovyet rejimi Milletler Hapishanesi Çarlik idaresinden
farksiz, bir rejim oldugunu ve adeta onun devami oldugunu fiilen göstermis
oldu. Idil-Ural ülkesinin esas sahipleri Türk-Tatar ve Ugro-Fin milletleri
Çarlik Rus emperyalizminin birinci kurbanlari oldugu gibi, Sovyet Emperyalizminin
de ilk kurbani haline geldiler. Bes asirdan beri Türk-Tatar ve Rus milletleri
devamli mücadele halinde bulunduklarindan, müstevli Rus idarecileri, Idil-Ural'da
hakimiyetlerini kurmak ve diger' Türk ve Müslüman ülkelerini zaptetmek emelini
tasidiklarindan, bazi çareler düsünmek zorunda kaldilar. Bu çareler meyaninda,
bazi tavizler vermek suretiyle kardes Türk ülkelerinin istilasinda Idil-Ural
Türklerinden faydalanmak çaresi düsünüldü. On sekizinci asirda Kirim'i zaptetmek
emelini tasiyan Çarlik idarecileri, 230' yillik gayri insani esarete ve agir
baskiya maruz birakilan Idil-Ural Türklerine nispi ve cüzi dini hürriyet bahsetmek
zorunda kalmisti. Kisacasi, Idil-Ural Türkleri Çarlik Rusya'sinin emperyalist
emelleri ugrunda bir tecrübe tahtasi haline getirilmisti. Binaenaleyh, Idil-Ural
'Türklerine karsi tatbik edilen Rus ve Sovyet emperyalist metodlari bugün
dahi aktüel bir metottur, ve bugün emperyalist gayelerinden ve dünya ihtilali
idealinden bir nebze dahi fedakarlik cihetine gitmeyen Sovyet idarecileri,
göz koymus olduklari Bati ülkelerine ayni metodu tatbik etmektedirler. Bundan
dört küsur asir önce, Altin Ordunun bir parçasi olan Kazan Hanligina karsi
sizma (infiltration) siyaseti bugün, bagimsizligini zorla elde ede gelen dört
buçuk milyonluk kardes Finlandiya 'ya karsi aynen tatbik edilmektedir. Dört
asir önce Kazan Hanliginda yasayan gayri memnun unsurlari kendi taraflarina
çekmek için Çarlik Rusyasi para ve propaganda ile nasil sizma faaliyetlerinde
bulundu ise, bugün refah ve medeniyet bakimindan Rusya'dan kat kat üstün olan
Finlandiya'nin gayri memnun unsurlarina para ile komünizm propagandasi yapmakta
ve küçük bir bahane ile isçiler arasinda sonu gelmeyen grevleri körüklemektedir.
Biz Idil-Ural Türkleri bes asirdan beri Ruslarla devamli mücadele halinde
bulundugumuz için, Ruslarin gizli maksatlarini herkesten daha isabetli sekilde
sezebilmekteyiz ve ne renkte olursa olsun, Rus idarecilerinin dünya hegemonisi
pesinde olduklarini anlamakta güçlük çekmemekteyiz. Aydin Türk Gençligi de
bu gerçegi anlamistir ve ona göre Rus-Sovyet emperyalist gayelerine karsi
uyanik ve birlesmis olarak karsi koymayi ögrenmistir.
Bugün Sovyetler Birligi
adiyle anilan Rus Kizil Imparatorlugu, dünya Proletarya Ihtilali maskesi altinda
bütün dünyaya Rus. hakimiyetini ve Rus, zulmünü yerlestirmek amaci ile hareket
etmektedir. Bu gayeye ulasmak için Rus idarecileri hiç bir fedakarliktan çekinmemektedirler.
Yalniz Rus hakimiyetinin bütün dünyaya yerlesmesine engel teskil eden bir
durum vardir, o da, Rusya Imparatorlugu nüfusunun yarisinin Rus olmayan milletlerden
ibaret olusudur. Iste Rusya'nin en zayif noktasi budur. Bu zayif noktasini
telafi etmek için Sovyet idarecileri metodik bir emperyalizm politikasi gütmektedir.er.
Ilmi bakimdan incelendigi zaman Sovyet emperyalizminin üç vechesi göze çarpmaktadir:
1 -Politik emperyalizm
2 -Kültürel emperyalizm
3 -Ekonomik emperyalizm veya Sömürgecilik (Kolonyalizm)
Evvela politik emperyalizmi ele alalim:
1918 yilinin 25 Nisaninda
Idil-Ural Devletini yikan Bolsevik Kizil Ordu, Hür Dünyaya siginmaga muvaffak
olamayan Hükümet üyelerini yok etmekle ise basladi. Idil-Ural'in Sovyet askeri
istilasindan az sonra Moskova bir kararname ile bu topraklar üzerinde Tataristan,
Baskirdistan, çuvasistan, Mordova, Mari ve Udmurt muhtar alti cumhuriyet olmak
üzere, sözüm ona, muhtar cumhuriyetler kurmak suretiyle, Machiavelli'nin 'Böl
ve hükmet' prensibine sadik kaldigini gösterdi. Moskova bu parçalama
ile yetinmeyerek Kuybisef, (Samara), Orenburg, Çelebi, Perm, Saritav, Penza,
Volgagrad (Stalingrad), Sverdlovsk ve Astarhan eyaletlerini de meydana getirdi.
Böylece 600.000 Km² lik bir sahayi kaplayan Idil-Ural ülkesi alti muhtar cumhuriyete
ve dokuz eyalete ayrilmak suretiyle on bes parçaya bölündü. Bu parçalama Sovyet
politik emperyalizminin ilk cinayeti idi. Sovyet idarelerinin ikinci politik
cinayeti de Kazan Türklerini, Tatar ve Baskirt olmak üzere ikiye ayirmis olmasidir.
Idil-Ural Devleti y.kild1ktan sonra Moskova tek Tatar-Baskirt Cumhuriyeti
vaat ettigi halde, ayri Tataristan ve ayri Baskirdistan devletlerini kurdu.
Bu politik bir cinayetti,
zira Baskirtlar da Kazan Türkleri gibi Idil-Ural Türkleri olup, bir kalbe,
bir dile, tek millî suura, tek Islâm dinine, ve müsterek Türk-Islâm kültürüne
sahip tek bir millettir. Bunlar arasindaki fark Ankara agzi ile Kayseri agzi
ara-
sindaki farktan. büyük degildir. Idil-Ural Devleti
yikildiktan sonra Sovyetlere karsi mücadele devam etti. Sovyet rejiminin Idil-Ural'da
hakim oldugu ilk yillarda yerli Türk komünistleri, Sovyet muhtariyetinin de
hür ülkelerdeki muhtariyet manasini tasidigina inanmislardi. Muhtariyet anlaminin
çesitli sekilde yorumlanmasi hususunda Moskova ile Tatar-Baskirt komünistleri
arasinda çatismalar belirdi ve bu çatisma Idil-Ural millî aydinlarinin yok
edilmesiyle sona erdi. Sovyet hükümeti hiç bir zaman kendi muhtariyet anlayisindan
vazgeçmedi ve bugün de ayni zihniyetle hareket etmektedir.
Tatar-Baskirt aydinlarinin Moskova tedbirlerine
karsi yöneltilen teskilâtlanmis politik çikislari sekline girmis bulunan bu
mücadele daha 1920 de 'baslamisti. Mücadelenin siddet derecesi hakkinda bir
fikir edinmek için sade su olayi ele almak kafi gelse gerek:
1923 de Stalin, komiseri
bulundugu Milletler Komiserliginqe kendi yardimcisi olan ve Sovyet Rusya'daki
Türk halklarinin Rus esaretinden kurtulmasi yolundaki mücadeleyi teskilâtlandiran
ve bu mücadelenin liderligini yapan Kazan Tatari Mir Seyit Sultangaliyev'in
tutum ve faaliyeti meselesini, Sovyet Komünist Partisinin müzakeresine vermek
zorunda kalmisti. Lider Sultangaliyev'in idare ettigi bu hareket genis çapta
teskilâtli bir yeralti bagimsizlik hareketi idi. Sultangaliyev isini görüsmek
üzere 10 Haziran 1923 de Stalin Komünist Partisi Merkez Komitesini toplantiya
çagirmisti. Sovyet tarihçilerinden E. Genkina, Sovyetler 'Birliginin tesekkülü
kitabinin 137. sahi fesinde (1947) bu hususta sunlari yazmaktadir:
'Toplantiya bütün
milli cumhuriyet ve eyaletlerden gelen 68 delegeden baska, Merkez Komitesi
üyeleri de katilmislardi. Toplantinin gündeminde yer alan mesele su idi:
Merkez Haysiyet Divani'nin Sultangaliyev isi
hakkinda raporu. (Rapor Kuybisef tarafindan okunmustur). Sovyet iktidarlyle
mücadele amaciyle yeralti millîyetçi bir teskilat kuran ve dis, ülkelerdeki
Sovyet düsmanlari ile münasebetler kuran burjuva-millîyetçi Sultangaliyev
davasi Tatar-Baskirt davasi olmaktan çikmis ve genis ölçüde büyüyüp yayilmistir.'
Merkez Komitesi Haysiyet Divaninin kararilyle Sultangaliyev Komünist Partisinden
atilmis ve Sibirya'ya sürülmüstü. Sekiz aylik sürgün hayatindan sonra, ihtilale
yaptigi hizmetleri göz önünde tutularak serbest birakilmisti.
Sultangaliyev serbest
birakildiktan sonra da bos durmamis ve 1928 yilinin sonuna kadar gizli bagimsizlik
ve millîyetçi teskilâtini idare etmistir. Bu yeralti faaliyeti
1929 yilinda meydana çikarildi ve Sultangaliyev
ile arkadaslari Moskova'nin emriyle mahkeme huzuruna çikarildilar. Bu mahkemenin
cereyani sirasinda Sultangaliyev yabanci devletlerle siki münasebetler kurmak
suçuyla itham edildi. Idil- Ural Devletinin eski Dis Isleri Bakani Lider Ayaz
Ishaki'nin Sultangaliyev tarafindan yeni kurulacak Turan Devletinin Dis Isleri
Bakanligina getirilecegini Sovyetler israrla iddia ediyorlardi.
1928 yilinda Ayaz Ishaki
Varsova'da Idil-Ural B,agimsizlik Komitesini kurmus ve Hür Dünyaya Idil-Ural
davasinin hakli bir dava oldugunu anlatmaga baslamisti. Bu arada Sultangaliyev
müebbet hapis cezasina mahkum oldugu halde ortadan kayboldu. Varsova'da Ayaz
Ishaki tarafindan kurulan Bagimsizlik Komitesi ile Sultangaliyev'in ilgisi
oldugunu ileri süren Sovyetler, Komitenin Genel Sekreteri Arif Kerimi'yi 1934
yilinda Varsova'da, intihar süsü vermek suretiyle katlettiler. Sovyet Hükümeti
bu seri cinayeti ile Idil-Ural Bagimsizlik Komitesinin faaliyetinden ne kadar
kuskulandigini açikça göstermektedir.
Sultangaliyev, Nasyonal
Komünist hareketinin kurucusudur. Richard Pipes 'Formation of the Soviet
Union" kitabinin 260-263. sahifelerinde bu fikri, ileri sürmektedir. Sovyetler
nezdinde, Moskova'da bulunan Komünist Partisi liderleri gibi düsünmeyen ve
onlar gibi hareket etmeyen herkes rejim düsmani sayilmakta ve siddetli baskiya
maruz birakilmaktadir. Bu gerçek de açik olarak gösteriyor ki, Hür Dünyadaki
bütün Komünist Partisi mensuplari Sovyet Emperyalizminin sadik usaklarindan
ve ajanlarindan baska kimseler degildirler. Türk aydin ve millîyetçi gençligi
bu gerçegi anlamali ve tedbirlerini ona, göre almalidir. Düsman çok kuvvetli
ve sinsidir, ona göre çok uyanik bulunmak lazimdir.
1941 yilinda, Stalin
idaresi bütün siddetiyle devam ettigi sirada, Rus-Alman Harbi patlak verdi.
Hür Dünyaya yayilan Idil-Ura1. Türkleri, gerek Avrupa'da ve gerek Uzak Doguda
teskilatlarini kurmus, ve Sefi Elmas'in baskanligi altinda Alman Ordusu saflarinda
meydana gelmis olan Idil-Ural Lejyonlarini ümit ve sevinçle karsilamisti.
Bu Idil-Ural Lejyonlari, Ruslara karsi kahramanca çarpismak suretiyle binlerce
sehit verdiler ve Millî Bagimsizlik Hareketi için canli bir' varlik gösterdiler.
Fakat, bir taraftan Almanlarin üstün irk iddiasi, diger taraftan Müttefiklerin
Sovyetlere yapmis olduklari askeri ve ekonomik yardim, harbin Almanlarin aleyhine
tecelli ettigini gösterdi, ve bunun sonucunda, Amerika Birlesik Devletlerinin
silahli müdahalesiyle Avrupa'da Almanlar ve onlarin müttefikleri Macarlar,
Finler ve Romenler, Asya'da Japonlar yenilgiye ugradilar. Böylece, bagimsizlik
için beliren ümit günesi kara bulutlarla örtüldü. 1935 de Uzak Doguda kurulmus
olan Millî Merkez 1945'te dagitilarak Millî Merkez üyeleri Sovyet Rusya'ya
sürüdüler. Amerika Birlesik Devletlerinin muazzam askeri gücü karsisinda kayitsiz
ve sartsiz teslim olmak zorunda kalan Japonya Rus saldirganligina hedef oldu.
Mançurya Ruslar tarafindan istila edildi.
Mançurya'nin Mukden sehrinde
kurulmus olan Idil-Ural Millî Merkezi üyelerinin Rusya'ya sürülmesi olayi,
zayif imanli Idil-Urallilarda bir korku ve ümitsizlik uyandirdi. Fakat Idil-Ural
Muhaceretinin büyük bir çogunlugu Amerika'da, Almanya'da ve diger Hür ülkelerde
Idil-Ural bagimsizligi için çalismaktadir ve rahmetli Lider Ayaz Ishaki'nin
baslamis oldugu bagimsizlik hareketinden mülhem olarak mücadelesine devam
etmektedir. Bu mücadelenin semeresi, 1959 da belli oldu. Amerika Birlesik
Devletleri Esir Milletler Haftasi Kanununu (Public Law 86-90) kabul etti.
22 esir millet arasinda Idil-Ural da yer almaktadir.
Sovyet Emperyalizminin
birinci vechesi olan Politik Emperyalizmin incelenmesi sona ermeden önce,
bagimsizlik ümitlerinizi tazeleyecek bir olayi siz okuyucularima takdim etmek
istiyorum. 1957 yilinda, Münih 'i ziyaret ettigim sirada, Türkistan millî
mücahitlerinden felsefe doktoru Hayit ile tanistim. O bana asagida yazili
olayi anlatti, ben de sizlere nakledeyim:
1956 yilinda Dogu Berlin
den iki Sovyet askeri Bati Berlin'e iltica ediyor. Bu askerlerden biri 1935
dogumlu Kazan Türkü, öbürü de ayni yasta bir Rus. Iltica hakki taninan iki
asker Frankfurt'a sevk ediliyor. Aradan bir iki hafta geçiyor, bizim Kazan
Türkü, biçaklamak suretiyle oda arkadasi Rus'u öldürüyor. Cinayet davasi basliyor.
Köylü bir çocuk olan Türk, Rusça dahi bilmiyormus. Davayi yürüten yargiç Hayit
bey'in arkadasi oldugundan, kendisinden mahkemede tercümanlik yapmasini rica
ediyor. Hayit bey bu teklifi kabul ediyor ve durusmadan önce sanigi görmek
arzusunu izhar ediyor. Hayit beyin dilegi kabul ediliyor ve sanik ile görüsüyor.
Sanik, mahcup tavirli, yirmi bir yasinda ve Sovyet devrinde yetismis olan
idil-Uralli bir köylü çocugu. Cinayeti ne sebeple isledigi kendisine sorulunca,
göz yaslarini zaptedemeyen köylü çocugu: 'Oda arkadasim Rus, benim millîyetime
hakaret etti, ben de dayanamadim ve biçagi kalbine sapladim' diye cevap
veriyor. Mahkeme suçluyu yirmi bes yillik, agir hapis cezasina mahkum ediyor.
Dr. Hayit'in müdahalesi ve Türk dostu bir Alman profesörünün yardimiyle mahkeme
yeniden basliyor, ve müdahil avukatin gayet mantiki müdafaasi ile ceza müddeti
yirmi yil azalmak suretiyle bes yila indiriliyor. Avukatin müdafaasi söyledir:
'Bu cinayette esas suç unsuru Bati Almanya Muhaceret Bakanligi memurlarinda
aranmalidir. Bes asirdan eri koskoca bir ülkeye sigmayan Rus ve Türk-Tatar
milletleri bir odaya nasil sigsinlar?"
Sovyet devrinde dogup
baska Hür dünyadan habersiz oldugu halde :kendi millîyetine karsi yapilan
hakareti kabul etmeyip cinayet isleyen bu Türk köylüsü, millî varligin ve
amansiz millî hürriyet mücadelesinin bir sembolü ve canli bir örnegidir. Bu
sekilde mücadele yapan bir millet elbette bir gün payidar olacaktir.
Simdi, Sovyet Emperyalizminin
ikinci veçhesi olan Kültürel Emperyalizm konusuna geçelim. 1918 yilinin 25
Nisaninda Idil-Ural Devletini yikan Kizil Ruslar, Beyaz Ruslarla mücadele
halinde bulunduklarindan, kültür alaninda baski yapmak için henüz firsat bulamamis.
Ruslastirma amacini güden
Sovyet Kültür Emperyalizmi yine üçe ayrilabilir:
a -Dine yapilan baski ve siddet,
b -Millî edebiyata yapilan baski ve sindirme,
c -Dil, Tarih ve millî yazinin baski ve siddetle
tadili ve tahrifi.
A-Komünist Partisinin
tüzügünde Din, çesitli milletlerin proletaryalari arasina düsmanlik tohumlari
eken zararli bir unsur olarak telakki edilmekte ve uyusturucu madde olan afyon
olarak kabul edilmektedir. Tarihi materyalizm dini kamilen inkar etmektedir.
Bununla beraber, Sovyet rejimi, kendini zayif hissettigi an, dine karsi baskiyi
azaltmis, kendisini kuvvetli hissettigi anlarda ise dine olan baskiyi arttirmistir.
Idil- Ural Devleti yikildiktan sonra bütün hükümet dagitildi ve Dini Isler
Bakanligi, hiç bir siyasî ise karismamak sartiyla, adeta bir kukla mahiyetinde
yerinde birakildi. Bu hal kollektiflestirme devri olan 1929 a kadar devam
etti. 1929'da dine yapilan baski tekrar siddetlendi, bütün din adamlari sürgüne
yollandi, din tedrisati tamamen yasak edildi, camiler kulüplere ve dans salonlarina
çevrildi. Allahsizlar cemiyeti faaliyete geçerek, Müslümanlarin ve Hiristiyanlarin
dini hisleri ile alay edercesine planli propagandaya giristi. Bu dinsizlik
ve ahlaksizlik propagandasi 1941 yilina kadar siddetli bir sekilde devam etti.
Almanlar 1941 de Rusya'ya saldirinca, 170 milyonluk çesitli din saliklerini
vatan harbine katilmaya davet etmek için Komünist Partisinin ümdeleri ve
tüzügü yetersizlik gösterdi ve Sovyet idarecileri halki galeyana getirmek
için dinin serbest oldugunu ilan etmek zorunda kaldilar. Camilerin ve kiliselerin
bir kismi açildi, sürgünde bulunup da hayatta kalan imam ve papazlarin bir
kisminin serbest birakildigi görüldü. Cepheye gidecek askerlere dini fetvalar
verilerek, müstevli Fasist Almanlar takbih edildi, ve onlarin müttefikleri,
Macarlar ve Finler tehdit edildi.
Ikinci Cihan Harbi sona
erince, Allahsizlar cemiyeti tekrar faaliyete geçti ve din aleyhindeki propagandaya
yine hiz verildi. 1953 yilinda, Stalin'in ölümünden sonra iktidari ele alan
Hrusçof, yeni bagimsiz1igini kazanan veya kazanmak için Bati Emperyalistlerine
karsi çcva8rk mücadele elen Müslüman milletlerini kendi tarafina çekmek amaciyle,
büyük merkezlerde camilerin açilmasina ve imamlarin vazife görmelerine müsaade
etti. 1956 yilinda Rusya'yi ziyaret eden Pakistan heyeti Sovyetler Birliginde
Islâm dininin durumunu ögrenmek üzere Türk-Islam kültürünün eski merkezlerinden
biri olan Semerkant'ta yeniden açilan Dini Seminere gidiyor, ve vaktiyle 3500
talebe barindirmis olan o dini okulda ancak yüzde biri olan otuz bes talebe
ile karsilasiyor. Bu ögrenciler de Islâm ülkelerinde komünizm propagandasi
yapmak üzere özel bir sekilde yetistirilen istihbarat ajanlari imis. Pakistan
heyeti durumu kavrayacak kadar zeki üyelerden mütesekkil oldugu için, vatanlarina
dönünce 'Rusya'da dini tedrisat yapilmamakta ve din adamlari yetistirilmemektedir'
diye Pakistan Hükümetine rapor verir.
1954 yilinda, Amerika'da
bulunan Idil-Ural mücahit1erinden Hamit Resit hacca gidiyor ve Idil-Ural'dan
gelen hacilarla görüsmek firsatini yaratiyor. Bu hacilar toplu hale bulunduklari
zaman bir birinden korktuklari için konusmaktan çekiniyorlar. Demir Perde
gerisindeki gerçekleri ögrenmek için en iyi çare, onlari teker teker yakalayip
konusturmaktir. Her seye ragmen, Idil-Ural'da ve diger Türk ülkelerinde din
yasamakta ve yasayacaktir ve er geç bütün esir Türk illeri vicdan hürriyetine
kavusacaklardir.
B -Simdi, Kültürel Emperyalizmin
ikinci kismi olan edebiyata yapilan baski konusuna geçiyoruz . Sezis mahsulü
ve bir sanat kolu olan edebiyat, ancak söz ve vicdan hürriyeti mevcut olan
bir ortamda gelisir ve altin devrini yasayabilir. Nitekim yukarida bahsi geçen
Idil-Ural edebiyatinin altin devri sayilan 1905-1917 devri, Çarlik Rusya'sinin
zayiflama soncu meydana gelen nispi kültür hürriyeti sayesinde mümkün olmustur.
Kisa süren Idil-Ural Cumhuriyeti devrinde ise edebiyat zirve noktasina erismeye
baslamisti. Idil-Ural'da Sovyet rejimi yerlesince en büyük darbeyi edebiyat
yedi. Millîyetçi ve vatansever yazar ve edipler sürgüne gönderildi ve bazilari
vahsi bir sekilde öldürüldü. Hür Dünya'ya siginmaga muvaffak olan millî yazarlar
ise muhacerette bulunan genç nesle millî ruh ve hürriyet askini asilamaga
devam ettiler. Sovyet devrinde Idil-Ural Türk-Tatar edebiyati tarihini üç
devreye ayirmak kabildir :
1 -1918-1928 devresi. Bu devrede edebiyat üzerinde
yapilan baski nispeten zayifti, zira Sovyet rejimi henüz tamamiyla köklesmemisti.
2 -1929-1954 devresi. Bu devrede millî azinliklar
üzerinde baskinin artmasi ve Ruslastirma politikasinin siddetlenmesi açikça
göze çarpmaktadir.
3 -1954 ten bu yana günümüze kadar olan devre
ise Ruslastirma Politikasinin, devami ile birlikte dar komünist çerçevesinin
gayet ciddi bir sekil:de genisletilmesi devresi olarak mütalaa edilebilir.
Sovyet Emperyalizminin
birinci, devresinde dahi edebiyat üzerindeki baski eksik olmamistir. Sovyetler
iktidari ele aldiklari zaman, Çarlik Rusya'sini hürriyet düsmani olarak itham
ettiler ve bütün Rus olmayan milletlere sanat ve bilim alaninda genis serbestlik
vaadettiler. Fakat vaatleri hiç biri tutulmadi ve komünist doktrininin emrettigi
sekilde yasamak mecburiyeti kondu. Bunun sonunda bir çok yazarlar ve edipler
kalemlerini terk ettiler ve yazmaktan vazgeçtiler.
Böyle olmakla beraber,
doktrin konularina dokunmadan romantizm ve formalizim cereyanlarinda millî
eserler meydana gelmege basladi. Yeni bir edebiyat nesli vücut buldu. Bunlar
arasinda en namli ve meshurlari: Sair Hadi Taktas, ediplerden: Kavi Necmi,
Öutuy, Eyüp Giray, Nur Baayan, Musa Celil, Taci Izzet, Fethi Burnas ve Tufan.
Bu yazarlar, Moskova'nin, Rus olmayan milletleri Ruslastirmak için icad etmis
oldugu Disi millî, içi sosyalist veya Sekli millî, mahiyeti sosyalist edebiyat
formülüne itaat etmedikleri için 1928 de tasfiyeye ugradilar. Bunlarin bir
kismi öldürüldü, bir kismi sürgüne gönderildi.
Sovyet Emperyalizminin
üçüncü ikinci baski devresi olan 1929-1954 arasi ise "Disi Millî içi sosyalist
formül" bütün siddetiyle tatbik edildi ve sirf emirle yazilan eserler okuyucu
kitlesini bulamadi ve, taiatiyle, sönük kaldi. Bu devrede "Cidegenler, yani
Büyük ayi edebî dernegi" faaliyete geçti ve NKVD tarafindan tespit edilen
bu gizli dernek üyeleri toptan sürgüne gönderildi.
Sovyet Emperyalizminin
üçüncü baski devresi olan son devre zarfinda sürgünde olup ta hayatta kalanlardan
sair Tufan serbest birakildi ve eserlerini meydana getirmege basladi. "Disi
millî içi sosyalist formülü" mecbur oldugu müddetçe, Idil-Ural edebiyatindan
iyi sonuç beklemek beyhudedir. Fakat, bütün Ruslastirma ve siddet politikasina
ragmen, edebiyat alaninda yeni bir cereyan dogmustur. Sovyet idarecileri bu
cereyana "Asi Gençlik" adini vermislerdir. Sirf genç nelse mensup bu yazarlardan:
Enver Davutov, R. Tuhfatullin, R. Seyfettinov, N. Ahsanov, S. Galiyvev, Z.
Mansur ve Mahmut Hüseyin, dar komünist doktrinden siyrilarak tarihlerinden
ilham almak suretiyle millî eserler meydana getirmeye muvaffak olmuslar ve
büyük okuyucu kitlesini peslerinden sürüklemegi becermislerdir. Sovyet idarecileri
için bu edebî akim problem haline gelmistir.
C-Simdi Sovyet Kültürel
Emperyalizminin üçüncü ve son kismina geçiyoruz: Bu da dil, tarih ve yazi
üzerindeki baskidir.
1905-1917 yillari arasindaki
Altin devrinde Idil-Ural Türkçesinin tam bir seklini bulmus ve ortak Türkçe'ye
dogru bir akim uyanmisti. Sovyet istilasina ugrayan Idil-Ural'da edebiyatta
oldugu gibi dilde de "dis millî içi sosyalist" formül tatbik edildi. Dili
temizlemek ve Arapça, Farsça kelimelerden kurtarmak bahanesi ile, yerine Rusça
kelimeler sokulmaga baslandi.
Tarih üzerindeki baski
konusuna gelince, yine tarihi materyalizm ve 'Disi millî içi sosyalist
kültür' umdelerine göre, Idil-Ural Türk-Tatarlarinin sanli tarihlerinden
ilham almalarini önlemek, Rus kültürünün 'üstünlügünü' gölgeleyecek
serefli mazi ile ilgisini kesmek amaciyle milli tarih tahrifata ugramaktadir.
Bu tahrifata ait bir misal versek yeter kanisindayim: XVIII. Yüz yilda Salavat
Yulay isyani bir hürriyet ve bagimsizlik hareketi idi. Bu olay Rus edebiyatinda
da yer almaktadir. Halbuki Sovyet tarihçileri bu ulvi, hürriyet hareketini
bir sinif mücadelesi olarak göstermege çalismaktadirlar ve bu hareketin Rus
proletaryasinin liderligi altinda cereyan ettigini iddia eylemektedirler.
Idil-Ural'da yazi meselesi
bir faciadir. Bin yildan beri Arap harfleri kullanildiktan sonra 1926-1928
yillari arasinda Latin harfleri kabul edildi. Böl ve hükmet prensibinden bir
adim dahi ayrilmayan Kizil Ruslar her Türk boyu için ayri alfabe icat ettiler.
1939 yilinda Moskova'dan gelen bir kararname ile bütün Rus olmayan milletlere
Rus alfabesi zorla kabul ettirildi. Bu kararnameden Ermeniler ve Gürcüler
istisna edildi. Maksat belli idi: Türk-Islâm kültürünü yok etmek, Türkiye
Cumhuriyeti ile yazi birligini ortadan kaldirmak ve iki nesil arasina bir
uçurum yerlestirmek suretiyle mazi ile bütün alakayi kesmek ve serbestçe komünizm
doktrinini yerlestirmek, ve neticede Slav hegemonyasini tesis etmek. Rus alfabesi
bir tek kararname ile zorla kabul ettirildigi halde, Latin alfabesinin kabulü
epey mücadeleli olmustur ve kabul edildikten sonra da dil ve yazi üzerinde
Idil-Uralli yazarlar Moskova'ya mukavemet göstermislerdir. Mesela, 19'35 yilinda
Idil-Uralda çikan 'Maarif' dergisinin 6 numarali sayisinda, meshur
dilci Ramazan söyle demektedir: 'Biz Kazan Türkleri kendi güzel dilimizi
lüzumsuz Rusça kelimelerle karisik vaziyete sokmaktan çekinmeliyiz.'
Daha önce 1929 yilinda Kazanli yazar Ayaz Maksudi bir parti kongresinde söyle
diyor: 'Bizim kültür Kabemiz Moskova degil, Bati kültürüdür'. Bu
da gösteriyor ki; Idil-Uralli yazarlar ancak terör ve baski ile Moskova'nin
emrine uyar gibi görünmektedirler ve ilk firsatta kendi millî benliklerini
meydana çikarmaktadirlar. Nitekim, yeni yetismekte olan yazar nesli Moskova
idaracileri tarafindan 'Asi Gençlik" olarak itham edilmektedir.
Simdi, Sovyet Emperyalizminin
son ve üçüncü veçhesi olan ekonomik emperyalizm veya kolonyalizm konusuna
geçiyoruz. 25 Nisan 1918 de Idil-Ural ülkesini istila eden Sovyetler, o zengin
ülkeyi istismara basladilar ve Idil-Ural'in esas sahipleri Türk-Tatar ve Ugro-Fin
milletlerinin servetlerini yagma ederek Moskova'nin bir sömürgesi haline getirdiler.
Bu istismar ve sömürgecilik politikasina bir reaksiyon olarak, 1920'de Sultangaliyev
hareketinden önce, Idil-Ural'in esas sahipleri Türk-Tatar ve Ugro-Fin milletleri
Moskova boyundurugundan kurtulmak için silahli mücadeleye atilmislardi. Bu
baskaldirma tarihe 'Yabalilar isyani' adiyla geçmistir. Ayaklananlar
Sovyet Komünist iktidarinin yerli organlarini' ortadan kaldirarak halk iktidarini
kuruyorlardi. Sovyet 'Hükümeti bütün Idil- Ural'da siki yönetim ilan etti
ve halk isyanini bastirmak için Kizil Ordu birliklerini gönderdi. Sovyet Hükümeti
ayaklananlara karsi gaddarca davraniyordu. Onbinle'ce Idil-Uralli kursuna
dizildi ve on binlercesi de zindanlara atildi.
Ertesi yil, yani 1921
de Idil-Ural'da dehsetli açlik hüküm sürdü. Bir yil devam eden açliktan yarim
milyon Türk-Tatar ölmüstü. Hem isyan hem açlik, Sovyet kolonyalizm politikasinin
birer sonucu idi. Sovyet ekonomik emperyalizmini daha iki bir sekilde tebarüz
ettirmek için, bu konuda kompetan sayilan sayin Kemal Lokman'in kisa bir yazi
ile bu eserimize son verecegiz. Gayet enteresan olan bu yaziyi dikkatle okumanizi
sayin okuyucularimdan rica ederim.
IDIL-URAL ÜLKESININ E,KONOMIK
ÖNEMI
Idil-Ural ülkesi topraklarinin
zenginlikleri bakimindan birisi yer alti, digeri yer yüzü olmak üzere iki
cepheden mütalaa edilmek icabeder. Idil-Ural ülkesinin topraklari mümbit ve
mahsuldar olup her çesit hububat yetistirir. Sulama kanallari ve tesisleri
sayesinde ziraatçilik ve ziraat mahsulleri daha bereketli ve daha verimli
hale geldigi gibi, Idil-havzasi ve bilhassa Samar kavusagi bölgesi kurakliktan
tamamen kurtulmus bulunmaktadir.
Memleketin her tarafi,
ve bilhassa Ural daglarinin bati kanatlan her türlü, her cins agaçlari içine
alan muazzam ormanlarla çevrelenmistir. Bu bölgede yetisen her türlü mahsulü
memleketin her tarafina ucuz fiatla ulastiran ve gemilerin seyri seferine
müsait Kama, Akidil, Vyatka gibi baslica kollari olan Idil nehri Ural (Cayik)
nehri ayni zamanda ziraat ve ticaret sahalarinda büyük ve faal rol oynadiklari
gibi, sözü geçen nehirlerin muhtelif yerlerinde yapilan baraj tesisleri ve
hidroelektrik santralleri ile ucuz enerji istihsal edilerek memleketin sanayilesmesinde
büyük endüstri ve fabrikalar ve metaluji tesislerinin kurulmasinda baba biçilmez
yardimlari olmustur.
Yeralti zenginliklerine
gelince, Idil-Ural ülkesi; topraklarinin altinda gömülü tabii ve millî servet
kaynaklari bakimindan çok zengin bir memlekettir. Tabiat bu ülkeye basta altin,
gümüs, platin, kömür, demir, krom ve saire, ve bilhassa petrol olmak üzere
her türlü madeni lütfetmistir. Bugün bu madenlerin hepsi isletilmekte ve ekserisinin
istihsalleri dahili ihtiyaca kafi gelmektedir. Yurdun sanayilesmesinde ve
bilhassa agir sanayiinin kurulmasinda ve bunlarin inkisafinda madencilik ve
maden sanayiinin birinci derecede büyük rolü olmustur. Endüstrinin muhtelif
kollari için gerekli olan ham maddenin hepsi dahilden, kendi topraklari altindan
çikarilan cevherlerle temin edilmis ve edilmektedir. Halen isletilmekte olan
bu madenlerden kursun, bakir ve nikel gibi bir kaçi müstesna, kalanlarin bazilari
dahili istihlaki tamamen karsiladiktan baska, istihsal fazlasi dis memleketlere
ihraç edilmektedir. Bu madenler, biri-birini tamamlayici bir sekilde yurdun
muhtelif bölgelerine serpilmistir. Idil-Ural ülkesinin böyle zengin ve çesitli
yeralti servet unsurlarina, sahip olmasi, onun dogrudan dogruya millî korunmasi
ile ilgili bir kazançtir. Ayni zamanda ticari, iktisadi ve siyasî alanlarda
dahi mevkiini saglamlastiracak, milletler arasi mübadele islerinde nüfuzunu
arttiracak ve nihayet, cihan muvazenesinde sikletini hissettirebilecek en
büyük amillerdendir. Hülasa, Idil-Ural ülkesinde modern ve ileri bir devlet
kurulabilmesi için gerekli ve zaruri olan bütün kaynaklarin hepsi kendi topraklarinda
mevcuttur ve bu kaynaklar bu gün hepsi faal durumdadir. Lakin bu madenlerin
ne isletilmesi, ne de maden endüstrisi idaresi baslarin
da Idil-Ural Türklerinden hiç bir mühendis veya
jeolog veyahut tasfiye ve rafineri uzmani gibi fen ve teknik elemanlarina
maalesef yer verilmemektedir. Sovyet sömürgeciligi, göz boyamak için, yerli
halki amele olarak küçük, tali, kaba ve agir islerde kullanmakla yetinmektedir.
En yüksek ve önemli madencilik ve endüstri, mevki ve makamlari daima Ruslar
tarafindan isgal edilmis bulunmakta ve bu yerler Rus irkindan olanlarin inhisari
altindadir.
Halbuki, 1917 Bolsevik
ihtilalinden evvel Rusya'daki bütün ticaret, kumas, sabun ve mum fabrikalarinin
birçogu, Urallardaki madenlerden altin, platin gibi bazi madenler idil-Ural
Türklerinin ellerinde ve onlar tarafindan isletilmekte idi. Eskiden Urallar
bütün dünya platin istihsalini kendi inhisari altina almisti. Bütün dünya
platin istihsalinin yüzde 95'i Urallardan çikariliyordu. Fakat Sovyetler
devrinde dünya platin birinciligini Kanada kapmis durumdadir.
Sovyetler, dis memleketlere
maden ihracatinda, ve bilhassa krom ve petrol ihracatinda daima damping politikasi
takib etmektedirler. Müteaddit Avrupa ve dünya krom ve petrol pazarlarina
ucuz mal sevk ederek bütün piyasaya hakim olmak ve bu suretle, hür dünyanin
ticari ve ekonomik muvazenesini bozmak, dolayisiyle sosyal bir karisiklik
çikarmak gayesini gütmektedirler. Nitekim halen, günümüzde Sovyetler Avrupa,
ve Amerika'ya tonu 15 buçuk dolardan krom ihraç etmektedir. Halbuki kromun
dünya piyasasinda normal ton fiati otuz dolar
civarindadir. Bu yüzden, memleketimiz dahil olmak üzere, birçok memleketler,
kromlarini ihraç edememek ve satamamak durumuna düsmüs bulunmaktadir. Bu suretle
krom ihracati felce ugramis ve döviz gelirleri de düsmüstür. Fakat Sovyetler
hür memleketlere ucuz fiatla satmaktan hasil olan farki kendi peykleri olan
memleketlere kromun tonunu 40-45 dolara satmak suretiyle zarari kapatmaktadirlar.
Idil-Ural ü1kesindeki
petrol havzasi önceleri Ural-Perm havzasi adiyle anilmakta idi. Lakin son
10-15 yil içinde Idil (Volga) nehrinin dogu taraflarinda birçok petrol kaynaklarinin
kesfedilmesi ve bunlarin süratle inkisaf ettirilmesi üzerine, bu havzaya,
genisletilerek ve büyütülerek Idil-Ural havzasi adiyle cografi ve jeolojik
bir ad takilmistir. Bu havza simdi bütün milletler arasi petrol edebiyatinda
bu adla yazilmakta ve anilmaktadir, ki tam Idil-Ural ülkesinin siyasî sinirlan
içine düsmektedir.
Petrol istihsalinin süratle
artmasi dolayisiyle bu haza bütün nazarlari kendi üzerine çeken bir bölge
olmustur. Bundan dolayi lIdil-Ural. bölgesine (ikinci Bakü) bölgesi adi verilmis
ise de, halen istihsal bakimindan Bakü'yü yedi-sekiz kat daha asmis bulunmaktadir.
.Azametini göstermek için son üç yildaki istihsal rakamlarini konusturalim
:
1960 umumi istihsal 147 milyon ton (yüzde 72,
102 milyon ,ton Idil-Ural'da)
1961 umumi istihsal 166 milyon ton (yüzde 72,
119 milyon ton Idil-Ural'da)
1962 umumi istihsal 185 milyon ton (yüzde 73,
135 milyon ton Idil-Ural'da)
Sovyetlerin hür memleketlere
petrol ihraçlari senede 20-25 milyon ton ise de, ileriki yillar için yilda
100-150 milyon ton ihraci derpis edilmis, ve bu maksatla Idil-Ural havzasindan,
birisi Uzak Dogudaki Vladivostok sehrinde müntehi olmak üzere 4-5 bin kilo;metrelik
bir petrol sevk boRusu (pipe line) dösenmekte olup, halen bu hat yolun yarisi
olan Irkutsk'a (orta Siberyada) varmis bulunmaktadir. Diger pipe line ise,
yine Idil-Ural havzasindan batiya dogru dösenmekte olan ikinci pipe line olup,
bu hat BeloRusya ülkesinde üç kola ayrilarak, bir kolu Baltik Denizi kiyilarina
varmakta; diger, kolu Polonya'dan geçmek üzere Dogu Almanya'ya, üçüncü kolu
ise Macaristan üzerinden Triyesteye kadar nihayetlendirilmesi düsünülmektedir.
Sovyetler petrolün varilini
hür ülkelere bir dolara satmaktadirlar. Fakat dünya piyasasinda varil fiyati
birbuçuk-iki dolar civarindadir. Aradaki fark kendi peyk memleketlerine varili
ikibuçuk-üç dolara satmakla telafi etmekte ve ziyani kapatmaktadir.
Her iki pipe-line(nin
1967 de tamamlanmasi planlanmistir. Iste bu pipe-linelarin ikmalinden sonradir
ki muazzam ihracat baslayacak ve dünya ekonomisini kökünden sarsacaktir. Iste
Sovyet sömürgeciligi, ve Sovyet emperyalizmi, Idil-Ural havzasi yer alti servetlerini
nasil sömürmekte ve nerelerde ve ne maksatlarda kullandiklari hususunu göstermek
için su birkaç misal kafi gelmektedir.
K. LOKMAN
ÖZET
Bu kisa eserimizde Sovyet Emperyalizminin analizini
yapmaga çalistik. Ilmi bakimdan Sovyet Emperyalizminin: Politik, Kültürel
ve Ekonomik olmak üzere üç veçheli oldugunu izaha gayret ettik. Bütün veçheleriyle
Sovyet Emperyalizmi, Dünya Proletarya ihtilali maskesi altinda bütün dünyaya
Rus hegemonyasini yerlestirmek ideali ile hareket etmektedir. Birinci iki
veçhesi olan Politik ve Kültürel Emperyalizm, Sovyetler Birliginde yasayan
Rus olmayan milletleri Ruslastirarak, Rus hegemonyasini disarida, kolayca
yerlestirmek gayesine matuf bir harekettir.
Bu iki emperyalizme karsi bütün esir
Türk illerinde, basta aktif olmak üzere, halen bugünkü günde pasif mukavemet
göze çarpmaktadir. Mesela, yukarida bahsi geçen Baska1diran Gençlik ve onun
edebiyat alanindaki parti doktrini disi hareketleri Ekonomik Emperyalizme
gelince, bu veçhesi ile Sovyet Emperyalizmi, gerek Rus olmayan milletler için,
gerek Hür Dünya milletleri için en büyük tehlike arz etmektedir. Hür Dünyanin
lideri Amerika Birlesik Devletleri Amerika kitasina kadar sizmaga muvaffak
olan Sovyet Emperyalizminin sosyal-ekonomik bir afet oldugunu en nihayet anlamis
bulunmakta ve ilk tedbir olarak, 1959 yilinda (Public Law 86-90) Esir Milletler
Kanununu kabul etmis bulunmaktadir. Bu Kanunun kabulünde Hür Dünyaya siginmis
bulunan Esir Türk Bagimsizlik teskilâtlarinin oynadigi rol de inkar kabul
etmez bir gerçektir. Yirmi iki esir millet arasinda Idil-Ural da yer almaktadir.
Sömürgeciligin tasfiye
edildigi bir çagda, tarih ve millî kültürden yoksun ilkel Afrika kavimleri
dahi bagimsizliga kavusurken, kültürde ve bilimde diger milletlere üstadlik
yapmis olan Esir Türk illeri en korkunç bir emperyalizmin pençesi altinda
hala inlemektedirler. Despotizme ve teröre dayanan rejimlerin payidar olamayacagini
ilim de tespit ve kabul etmistir. Bir gün Hürriyet Günesinin, bütün Esir Türk
illerini aydinlatacagina iyman ederiz.
Idil-Ural Bagimsizlik
davasinin halledilmesi için Doguda Sibirya, Güney-Doguda Büyük Türkistan,
Güneyde Kafkasya ve Batida Ukrayna davalarinin halledilmis olmasi sarttir.
Yani, Idil-Ural Devletinin yasayabilmesi için Doguda Birlesik Sibirya'nin,
Güney-Doguda Büyük Türkistan'in, Güneyde Konfederatif Kafkasya'nin ve Batida
kuvvetli Ukraynanin bagimsiz olmalari elzemdir. Ayni zamanda Büyük Türkistan'in,
Birlesik Sibirya'nin, Konfederatif Kafkasya'nin ve 'kuvvetli Ukrayna'nin güvenligi
bakimindan müreffeh ve bagimsiz Idil-Ural Devletinin bulunmasi ve yasamasi
hayati önemi haiz bir zarurettir.
-
ALI AKIS, 1963 Ekim
ANKARA
BIBLIYOGRAFYA
1 - Ayaz Ishaki : idil-Ural (Rusça; Paris 1933)
2 - Ayaz Ishaki : Millî Yol Dergisi (Kazan Türkçesi
Berlin 1928-1939)
3 - Abdullah Battal : Kazan Türkleri (Türkçe;
Istanbul 1925)
4 - Abdullah Battal: Türk-Tatar tarihi (Kazan
Türkçesi Mukden 1938)
5 - Abdullah Tulkay : Siirleri ve Hayati (Kazan
Türkçesi Tokyo 1933)
6 - K. Lokman : Idil-Ural yeralti servetleri
(Türkçe Münih 1957)
7 - Isfendiyar Isgay: Vicdan Isyani siirleri
(Kazan Türkçesi Ankara 1961)
8 - Minhatsch : Siirler ciymtigi (Kazan Türkçesi;
Münih 1952)
9
- Hamid Raschid: Academic freedom under the Soviet regime s. 106-115 (Ingilizce;
New York 1954)
10-B. Musabey: Dergi, sayi 30 s. 46-54 (Türkçe;
Münih 1962)
11-Martens : Dergi, sayi 31 s. 30-45 (Türkçe;
Münih 1963)
12-Walter Kolarz: Russia and Her Colonies (Ingilizce;
New York. 1955)
13-Charles Warren Hostler : Turkism and the Soviets
(Ingilizce; London 1957)
14-Richard Pipes: : Formation of the Soviet Union
(Ingilizce; Cambridge Massachusets
1954)
15-Ali Akis: Göçten Konular s. 37-44 (Türkçe;
Istanbul 1962)
16-Dr. Tevetoglu : Milletlere isik tutan iki
Beyanname Türkçe; Ankara-1963.