Ana sayfa
Biyografi
Eserleri
Makaleler
Guncel Yorumlar - YENI
Kazan Turk Tarihi
Ali Akis Albumu
Tataristan Albumu
Ayaz Ishaki
Kopruler
Iletisim
 
 
 


11 Mayis 1963 tarihinde Türk Ocagi Gençlik Kolu tarafindan düzenlenen konferanslar serisinde yapmis oldugu konusmanin genisletilerek basilan metni.

Bu eseri Idil-Ural Kurtu1us Hareketi Önderi rahmeti Ayaz Ishaki Idilli'nin aziz hatirasina ithaf edilmistir.

ÖNSÖZ

Istiklal Savasimizin ilk yillarinda, Türkiye Türklerinin kizil komünizm belasindan korunmasinda büyük hizmetleri dokunmuslardan biri, rahmetli Kazim Karabekir Pasadir. 1920 Mayisinda, Erzurum'daki Sark Ordusu karargahi telsizleri, Bolseviklerin aldatici, kandirici yayinlarindan, bastan sona kadar yalan olan su bildiriyi tespit etmislerdi: 'Sarkin taksimi için baslayan kanli savaslarin sonu gelmek üzeredir. Dünyanin bütün kavimlerini kendi boyunduruklari altina alan Ingiliz yagmacilarinin kuvvetleri, seferberlikleri sukut etmektedir. Artik büyük Rus inkilabinin darbeleri sayesinde dünyanin eski kölelik ve esaret binalari yikiliyor. Hükümetler milletlerin eline geçecektir. Yagmacilarin ayagi altinda emperyalizm tuzagi yatmaktadir.' 'Rusya'nin ve Sarkin Islâmlari!.. Camileri, ibadethaneleri, mektepleri tahrip ve haklari gasp edilen kimseler! Sizin dininiz ve adetleriniz, millî ve medeni hürriyetiniz serbest ve el sürülmez bir halde kalacaktir. Serbestçe ve engelsiz olarak millî hayatinizi düzenleyiniz.. Buna hakkiniz vardir. Bilmelisiniz ki, Rus inkilabi-kebirinin Sovyetleri, sizin hukukunuzu bütün kuvvetiyle himaye edecektir. Sarkin Müslümanlari Türkler, Araplar, Iranlilar, Hintliler! Kendi memleketleri, mallari, hayatlari taksim ve harap edilmek üzere bulunan kimseler! Sukut eden Çarlik tarafindan tanzim edilen Istanbul'un cebren isgali muahedesi yirtilmis ve mahvedilmistir. Rus Cumhuriyeti millet Sovyetleri memleketinizin cebren isgalini ret ile ilan eder ki, Istanbul Müslümanlarin elinde kalacaktir. Türkiye'nin taksimine ve Türk arazisinden bir Ermenistan teskiline dair olan muahede yirtilmis ve mahvolmustur. Yine ilan ederiz ki Iran'in imhasina dair yapilan muahede de yirtilmistir. Yagmacilari, memleketinizi boyunduruk altina alan zalimleri reddediniz. Artik susulacak devir geçti. Memleketinizin efendisi kendiniz olunuz. Arkadaslar, kardaslar! Dünya esir milletlerinin kurtulusunu bayraklara yazalim!'

Bu bildiri ile Avrupa sömürgecilerinin karsisinda ve emperyalizme düsman, Çarlik siyasetine de aleyhtar görünen komünistlerin samimiyetsizlikleri ve korkunç yalanlari, o gün bugün devam eden her davranislariyla, yüzlerce kere meydana çikmistir. Bolsevik politikasinin da Çarlik emperyalizminden zerrece degisik bulunmadigi belli olmustur. 1920'den bugüne kadar geçen 43 yillik zulüm, sürgün ve facialar seridini gözlerimiz önünden tarih sirasi ile geçirmemiz kafidir. Böylece, Birinci Dünya Savasindan sonra Ukrayna, Türkistan, Azerbaycan, Kirim, Kuzey Kafkasya, Gürcistan, Idil-Ural'in ve nihayet ikinci Dünya Savasindan sonra da Almanya, Macaristan, Bulgaristan, Romanya,

Polonya ve Çekoslovakya'nin, dünya kuruldu kurulali insanlik tarihinin yazmadigi korkunç, kanli sonuçlari hatirlanacaktir. 1939 yilindan bu yana, sömürgeciligi birakmayi kabul eden Bati devletlerinden Büyük Britanya, Fransa, Belçika ve Hollanda, nüfus sayilari toplami 840 milyonu asan 44 memleketin bagimsizlik haklarini tanimislardir. Halbuki ayni müddet içinde Sovyetler Birligi, 263.640 mil-kare topragi isgal ederek 220. milyon 750 bin kisiyi Demirperdeleri gerisindeki 'Kizil Cehennemleri'ne yuvarlamislardir.

Iste, büyük Türk Dünyasi'nin kuzey ucunu teskil eden Anayurt parçasi Idil-Ural ülkesindeki Türk kandaslarimizin kisa tarihini de sunan, idealist arkadasimiz Ali Akis'in büyük deger tasiyan bu kitapçiginda, millî davamiza ve yarinimiza isik tutan bir çok özellikler mevcuttur.

Bilhassa Sovyet emperyalizminin politik, kültürel ve ekonomik gerçek yüzünün açiklanmasi, gafilleri uyarici ve mücahitleri kuvvetlendirici hakikatlari göstermekte ve ögretmektedir. Böylece, son derece önemli bir vazifenin yerine ,getirilisi, takdir ve sükranla karsilanacak bir büyük millî hizmettir.

Türklügü komünizmden koruyacak, bu menfur 'Serseriler ideali' ile mücadele edecek ve tutsak Türklerin hürriyete kavusmasina hizmet edecek her Türk evladinin bilmesi zaruri gerçekler, bu kitapçikta kismen olsun yer almis bulunmaktadir. Diger esir Türk illerinin yarali, mücadeleci istiklal mücahitlerine de örnek olacak bu hacmi küçük,

muhtevasi büyük eseri genç arkadaslarima bilhassa tavsiye ederken, Ali Akis' Beye takdir ve sükranlarimi sunmayi da vazife bilirim.

1 Ekim 1963 -Kavaklidere

Senatör Dr. Tevetoglu

IDIL - URAL DAVASI

IDIL- URAL Büyük Türk Dünyasinin Kuzey, Fin Dünyasinin Güney-Dogu sinirini teskil eden, bu iki akraba irkin ortak Vatani olmasi dolayisiyle bütün Türk Illeri arasinda ayri bir özellik tasiyan, Avrupa ile Asya kitalarinin birlestigi cografi ve kültürel serit üzerinde bulunan Idil- (Volga) nehri ile Ural daglari arasindaki bölgeyi içine alan, 45 ila 60 arz, 45 ila 60 tul daireleri arasinda bulunan bir ülkenin tarihi cografi ve politik, ekonomik adidir.

Jeopolitik ve ekonomik önemi haiz bu ülkenin yüz ölçümü altiyüzbin kilometre kare olup genel. nüfusu on yedi milyon kadardir. 1959 Sovyet istatistiklerine' göre 17 milyonluk genel nüfusun takriben on milyonunu Türk irkindan olan Tatarlar, Baskurtlar ve Çuvaslarla, Fin irkina mensup Mordavalar, Mariler ve Udmurtlar teskil etmektedir. Bugünkü idari taksimata göre Idil-Ural ülkesi, sözüm ona, alti muhtar cumhuriyete ve dokuz eyalete ayrilmistir. Muhtar cumhuriyetler sunlardir:

1 - Tataristan -Baskenti Kazan

2 - Baskirdistan -Baskenti Ura

3 - Çuvasistan -Baskenti  Çeboksar

4 - Mordova -Baskenti Saransk

5 - Mari -Baskenti Yoskar Ola

6 - Udmurt -Baskenti Ijevsk

          Adi geçen dokuz eyalet de sunlardir:

1.     Kuybisev (Samara)

2.     Saratov (Saritav)

3.                 Penza

4.     Volgagrad (Stalingrad)

5.     Astrahan

6.     Orenburg

7.     Çelabinsk (Çelebi)

8.     Sverdlovsk (Yekaterinburg)

9.     Perm

Yukarida gösterilen Idil-Ural ülkesinin sinirlari dahilinde yasayan yerli on milyon Idil Urallidan baska, 2 milyon Idil-Uralli, Sovyetlerin korkunç tehcir siyaseti neticesi, Sovyetler Birliginin; Moskova, Sibirya ülkelerinde ve Ukrayna, BeloRusya Cumhuriyetlerinde yasamak zorunda birakilmislardir. Buna mukabil Idil-Ural ülkesinin 17 milyonluk umumî nüfusunun geri kalan 7 milyonunu müstevli Ruslar, mecburen iskân ettirilen Ukraynalilar ve BeloRuslar teskil eder. Istikbalde, Idil-Ural bagimsizlik Dâvasi müsbet ve konkret bir sekilde halledildikten sonra, ilk is olarak, Idil-Ural hükümeti ile Rusya, Ukrayna ve BeloRusya hükümetleri arasinda akdedilecek karsilikli anlasma hükümlerinin isigi altinda, Birlesmis Milletler kuvvetlerinin himayesinde, milletlerarasi Kizilay ve Kizilhaç Teskilâtlarinin sosyal yardimi ile, hakkaniyete ve adalete müstenit bir nüfus mübadelesi yapilacaktir. Yakin tarihte bunun iki misali mevcuttur:

1.     1992-1924 yillarinda Türkiye ile Yunanistan arasindaki nüfus mübadelesi,

2.     1948-1951 yillarinda Pakistan ile Hindistan arasindaki nüfusu mübadelesi.

Idil- Ural ülkesinin Güney-Dogusunda Türkistan, Dogusunda ve Kuzey-Dogusunda Sibirya, Kuzeyinde ve Batisinda Rusya, Güneyinde ve Güney-Batisinda Kafkasya ülkeleri bulunur.

Büyük Türk Dünyasinin kuzey sinirini teskil eden Idil-Ural'da iklim oldukça serttir. Kis aylarinda isi sifirin altinda 35 dereceye kadar düser, yaz aylarinda ise sifirin üstünde 30 dereceye kadar yükselir. Iklim sartlarinin insanlar üzerindeki etkisi inkar edilmez bir gerçektir. Üçbin yildan beri sert ve soguk iklimde yasayan Idil-Ural Türkleri Güneyde ve Batida yasayan kardeslerinden bazi hususlarda farklidirlar. Sert iklim ve tabiatla devamli mücadele diger Kuzey milletleri gibi, Idil-Ural Türklerini de mücadeleci çaliskan ve enerjik yapmistir. Yine sert iklimin tabii etkisi olarak Idil-Ural Türk1eri Güneydeki kardeslerine nazaran daha sert tabiatlidirlar, fakat ayni zamanda samimi ve vefakardirlar ikiyüzlülügün ne oldugunu bilmezler.

Idil-Ural Türklerinin ecdadi bundan üç bin yil önce bütün Türklerin Anayurdu Türkistan'dan Idil-Ural bölgesine göç etmege baslamislar ve devrimize kadar yedi devlet kurmuslardir. Bunlar arasinda bütün dünya tarihinde nam kazanmis ve medeniyet ve ekonomi alaninda gelismis olan su üç devlet anilabilir:

1 -Volga Bulgarlari Hanligi: IV-XIII asirlarda. 900 yil.

2 -Kipçak Devleti: X -XIII asirlarda. 300 yil.

3 -Altin Ordu Imparatorlugu: XIII -XV asirlarda. 250 yil.

Bulgar Hanliginin esas ahalisi Bulgar Türkleri tarim, ticaret ve sanayi alaninda çagdas diger milletlerden çok ileri ve medeni bir millet idi. Avrupa ile Asya'yi birlestiren bir bölgede bulunduklarindan, Bulgarlar ticaret bakimindan bu iki kita arasinda köprü vazifesini görüyorlardi. Büyük Idi! (Volga) nehrinin ulastirma için gayet müsait olusu ticaretin gelismesinde yardimci olmustur. Bulgarlar sulhsever bir millet idi, ve kendilerine tecavüz edilmedikçe muharebeye girismezlerdi. Rus tarihçileri IX. asirda Bulgarlari çizme giyen insanlar olarak anmaktadirlar. Halbuki Ruslar o devirde çizmenin ne oldugunu bilmezlerdi, çarik giyerlerdi, ve balikçilikla ugrasan iptidai ve geri bir kavimdi. Rus dilinde 'Bulgarka' kelimesi bir cins deriye verilen isimdir. Bundan anlasiliyor ki, Bulgarlar deri sanayiinde ilerlemis bir milletti. Bulgarlar 922 yilinda resmen Is1amiyeti kabul ederek Islâm kültürünün etkisi altinda daha çok gelismislerdir.

Kipçaklar X -XIII. asirlar arasinda Idil-Ural bölgesinde medeni bir hayat yasamislar ve Avrupalilarca taninan 'Codex Cumanicus' Kipçaklardan kalma hukuki bir saheserdir. Kipçaklarin ikinci adi da Kumandir. Ruslar onlara Polovtsy diyorlar.

XIII. asirda hem Bulgar Hanligi hem Kipçak Devleti Cengiz istilasina ugradilar. Cengiz Hanin torunu Batu Han dedesinin muazzam Imparatorlugunun Avrupa Kitasina düsen kisminin varisi oldugu için Altin Ordu Imparatorlugunun kurucusu sayilir. O imparatorlugun nüfusu Türk ve Müslüman idi. Ruslar da Altin Ordu Imparatorlugunun vassallari idiler ve vergi ödemege mecbur idiler. Ruslarin dahili islerine müdahale etmeyen Altin Ordu idarecileri onlara genis muhtariyet vermislerdi. 250 yil müddetle Ruslari egemenlikleri altinda bulunduran Altin Ordu Imparatorlugu ticaret ve sanayi bakimindan ileri bir devlet idi. Ruslar devlet idaresi ilmini ve askerlik sanatini Altin Ordu Türklerinden ögrenmislerdir.

Bu kudretli imparatorluk, yine Türk soyundan gelme büyük kumandan Timurlenk (Aksak Timur) tarafindan yikilip, Ruslarin toparlanmasinda, ve birleserek Türk-Tatar hakimiyetinden kurtulmalarinda büyük bir faktör olmustur. Timurlengin Altin Ordu Imparatorluguna indirmis oldugu darbe bu imparatorlugun parçalanmasina sebep oldu. Kudretli Altin Ordu Imparatorlugu yerine Kazan, Astrahan, Nogay, Sibirya ve Kirim hanliklari kaim oldu. Bundan cesaret alan Ruslar kuvvetlenerek XVI asirda sira ile Kazan, Astrahan, Nogay ve Sibirya hanliklarini istila ettiler ve bütün Idil-Ural ülkesinde dünyada misli görülmemis barbarlik ve zulümle egemenliklerini kurdular. Kazan Hanligi 114 yillik ömründe 115 defa Ruslarla muharebeye tutustu. Yani ortalama her yil bir muharebe olmustur. Nihayet 1552 yilinda Müthis Ivan Kazani istila etti. Kazan sehri için yapilan son muharebede otuz bin sehit verildi. Disaridan hiç bir yardim görmeyen Kazan, kat-kat üstün Rus kuvvetlerine karsi mücadele ede ede maglup oldu, ve bütün Hiristiyan dünyasinin silinmez yüz karasi olan katliam ve mabetlerle kültür ocaklarinin yikilmasi ve tahribi basladi. Kazanda bulunan cami ve kütüphanelerin yerinde baykuslar tünedi. Altin Ordunun parçalari olan diger üç hanlik da ayni akibete ugradi. Halbuki 1453 yilinda Istanbul'u fetheden Türkler hiç bir Hiristiyan mabedine ve kültür ocagina dokunmadiklari gibi, yerli ahaliye de hiç bir zulüm yapmadilar, ve bilakis, bütün dini islerinde tamamen serbest biraktilar. Iste iki irkin mukayesesi. Medeni Türkler' ve vahsi Ruslar.

Bulgar ve Altin Ordu devletlerinin yerli ahalisi olan Türk ve Fin milletleri dini-millî ve 'hatta sahsi hürriyetlerinden mahrum olarak 230 yil süre ile vahsi Rus esaretinde karanlik bir devir yasadilar. Ural Türkleri Baskirtlarin ve Kazan Türkleri Tatarlarin sayisiz silahli ayaklanmalarina son vermek, ve Kirim, Kafkasya ve Büyük Türkistan gibi Türk ülkelerini istila etmek emelinde bulunan Rus Çarlik idaresi, 1782 yilinda zalim siyasetini degistirerek, güler yüz politikasi ile, nispi dini hürriyet bahsetmek ve Idil-Ural Türklerinin, biraz olsun, rahat nefes almalarini saglamak zorunda kaldi. 1782 yilina kadar Islâm dini resmen din olarak taninmiyordu. Hiristiyan dinini kabul etmeyen zadegan sinifinin topraklari elinden aliniyor ve kendileri uzaklara sürülüyordu. 1782 yilinda Kazanda ilk cami yapildi ve ibadet serbest birakildi. Bu devir dini hürriyetin ilk baslangici sayilir.

Kültür hürriyetinin elde edilmesi için Idil-Ural Türk Tatarlarina yüz yil daha beklemek ve sabretmek icap etti. XIX. asrin ikinci yarisi ilk uyanis devri idi. Skolastik dini fanatizmden siyrilarak çagdas bati medeniyetine yönelis bu devirde oldu. Bu devirde Semerkant gibi eski Türk -Islâm kültür ocaginda tahsilini yapmis olan Kursavi ve Sehabettin Mercani adindaki dini islahatçi ve tarihçiler, Kayun Nasiri gibi üniversal komple alimler yetisip mensup olduklari milleti dini taassuptan kurtardilar. Sehabettin Mercani'nin 'Müstefadülahbar fi ahvali Kazan ve Bulgar' adli tarihi eserinin Idil-Ural, Türklerinde millî duygunun uyanmasinda büyük hizmeti olmustur. Kayum Nasiri Türk Dünyasinin en çok yazi yazan ilim adamlarindan biridir. O hem Türk-Tatar dili ile hem Ahlakiyatla, hem matematik, fizik ve kimya gibi pozitif bilimlerle de ugrasmistir. Musa Akyigit'in ilk Kazan Türkçesindeki 'Hüsamettin Molla' ismindeki romani bu devirde çikmisti. 1883 yilinda, 'Fikirde, Dilde ve Isde Birlik' slogani ile harekete geçen Kirimli fikir adami. Ismail Gaspirali'nin 'Tercüman' gazetesi Idil-Ural'da çok etkili oldu. Batan bu çabalara ragmen siyasî hürriyetin yoklugu, uyanistan beklenen neticeyi veremiyordu. Nihayet o beklenen ve özlenen gün geldi.

1905 yilinda, Rus-Japon harbi sonunda, Rus Çarligi hezimete ugradi ve milletler hapishanesi adi ile anilan Rusya Imparatorlugundaki Rus olmaya milletler ayaklandi, ve bunun neticesinde çarlik idaresi bazi siyasî tavizler vermek zorunda kaldi. Bu uygun durumdan faydalanan Idil - Ural Türk Tatarlari millî basin, millî edebiyat, millî egitim, millî tiyatro, ve millî hürriyet için fikir savasi yapan siyasî tesekküller meydana getirmeye muvaffak oldular. Fatih Kerimi, Ziyaetdin Fahretdin gibi islatçi ve gazeteciler, Abdullah Tukay, Derdment, Saniye Iffet, Said Sünçeley, Ebrar Saidi, Said Rami ve Mecit Gaffuri gibi sairler, Fatih Emirhan, Tinçura, Ayaz Ishaki gibi edip ve siyasî yazarlar Ali Askar Kamal, Mir Haydar Fevzi gibi tiyatro yazarlari, Hadi Atlasi, Aziz Übeydullah, Abdullah Battal ve Zeki Velidi gibi tarihçiler kiymetli eserleri ile millî Türk Tatar kültürünün meydana gelmesine hizmet ettiler.

Rus çarlik idaresinin reva gördügü ekonomik ve politik haksizliga karsi ilk isyan bayragini kaldiran "Tançi" teskilâti olmustur. Bu teskilâtin kurucusu ve lideri Ayaz Ishaki ve onun yardimcisi Fuat Tuktar Çarlik politikasinin takibatina hedef olmuslar, ve bilhassa Ayaz Ishaki defalarca tevkif edilerek, en sonunda Uzak Kuzey sehri Arkanjelsk'e sürgün edilmistir. Bu tevkif ve sürgünle Idil-Ural Türklerinin mücadele azmini kirmamis ve aydin gençlik bazi siyasî haklar koparmaga muvaffak olmustur.

1905 ihtilâlinden sonra Rus Çarligi tavizler vermek suretiyle Mesruti Hükümdarlik Idaresi seklini kabul etmek zorunda kaldi. Rusya yasama organi olan Duma da ilk defa olarak seçimler yapildi. Binbir mücadeleden sonra Rusya Türkleri meyaninda Idil-Ural Türk-Tatarlari da kendi mebuslarini seçerek Duma'ya sokmaga muvaffak oldular ve kendi irkdaslarinin haklarini savunmaga çalistilar.

Rus Çarligi vatandasi olup, vergi ve askerlik gibi mükellefiyetleri yüklenen Idil-Ural Türkleri, egitim bütçesinden bir kurusluk dahi yardim görmüyorlardi. Yani, külfet bakimindan vatandas, nimete gelince yabanci muamelesi görüyorlardi. Duma'daki Türk mebuslar bu haksizlikla mücadele ettikleri halde, Rus Çarliginin baslica gelir kaynaklarindan alkollü içkilerden alinan vasitali vergi teskil ettigi iddiasi ve Müslüman vatandaslarin az içki kullandiklari gerekçesi ile Türk mebuslarin egitim bütçesinden faydalanma teklif ve önergeleri reddedildi.

1905 yilindan sonra açilan okullarin, ögretmen maaslarinin ve ders kitaplarinin masraflarini karsilamak üzere Cemiyeti Hayriyeler nami altinda bir cemiyet kuruldu. Bu gayet genis ve top yekûn teskilat hayirsever zengin tüccarlardan alinan bagistan ve aylik aidattan gelirini saglamak suretiyle Türkiye ve Misir gibi Müslüman memleketlerine talebe dahi yolluyordu.

Birinci Cihan Harbi Osmanli Imparatorlugu ile Rus Çarligini karsi karsiya birakti. Dört yil süren bu harp müddetince Idil-Ural Türklerinin agabeyleri Türkiye'ye bagliliklarina üç misal göstermek istiyorum:

1- Rus Çarligi'nin yasama organi Duma'da bütün vatandaslardan sadakât yemini taleb edildi. Duma'da Idil-Ural Türklerini temsil eden mebuslardan Sadri Maksudi sadakat yeminin kabul etmek için Çarlik Hükümetine iki sart ileri sürdü.

a-Rus ordusu saflarinda bulunan Müslüman - Türk askerleri Osmanli ordusuna karsi savasa sürülmeyecek,

b-Rus Çarligi Istanbul ve Bogazlar üzerindeki emperyalist iddialarindan vazgeçecek.

          Çarlik Hükümeti bu sartlari kabul edecegine dair söz verdi.

2- Birinci Cihan Harbi müddetince, yukarida adi geçen Cemiyet Hayriyeler de, Ruslara esir düsen Türk subaylarini kaçirip kurtarma faaliyetlerine geçtiler ve bugünkü gizli teskilatlarin bütün taktiklerini tatbik ederek, bu alanda büyük isler basardilar. Neticede, Rus Gizli Polisi bu faaliyetleri meydana çikardi ve cemiyetin ileri gelenleri "Vatan ihanet" suçuyla mahkemeye verdiler. Bereket versin Subat ihtilali bu millîyetçi sahislari mukadder feci akibetten kurtardi.

3- Mecburen Rus Ordusu saflarina katilan Idil - Ural Türklerinden bir grup, Osmanli Imparatorlugunun müttefiki Almaya Esir Kamplarindan gönüllü olarak Osmanli Ordusu saflarina geçti, ve Asya Taburuna ait hatirat, halen Istanbul'da yasayan Hidayet Yasin tarafindan Idil-Ural Bagimsizlik Komitesinin nesir organi Millî Yol Dergisinde, Lütfullahoglu imzasi ile keleme alinmisti.

          Hülâsa, 1905-1917 devri Idil-Ural Türkleri için bir Rönesans devri idi. Bu on iki yillik Rönesans veya Altin devrinde binlerce kitap basildi ve lise ayarinda millî okullar açildi. 1909 yilindaki Rus istatistiklerine göre, yalniz bir sene zarfinda Kazan'da 419 kitap basilmis olup, bu kitaplarin umumî tiraji üç milyon yüz otuz  bes bin kadardir.

          Orenburg'da, Ufa'da, Kazan'da ve Samara'da ögretmen okullari yüzlerce ögrenci yetistiriyordu. Bu okullar arasinda en meshurlari Bubi Medresesi ve Hüseyniye Medresesi idi. Bu arada köy okullarindan da bahsetmemizin faydasi olur kanisindayim:

          Idil-Ural köylerinde caminin yaninda bir okul açmak anane halinde idi. Bu okullarda imam erkek ögrencilere ders verirken, imamin esi de kiz ögrencilere ders vermek görevini üzerine aliyordu. Bu sebeple diger Türk illerine nazaran, Idil-Ural Türklerinde okuma yazma nisbeti daha yüksekti. Böylece kadin nüfusun da okuma yazma zevkinden mahrum birakiliyor ve okuma-yazma nisbetinin yükselmesine yardim ediyordu.

          Ecdadi Bulgar ve Altin Ordu Türklerinden tevarüs etmis olduklari ticarî kabiliyetleri sayesinde Idil-Ural Türk-Tatarlari bütün Islâm aleminde ilk defa orta sinif meydana getirmek serefini kazanmislardir. Bu orta sinif sayesinde Altin devri yaratmak kabil olmustur.

          Edebiyat alaninda da 1905-1917 devri Idil-Ural Türkleri için Altin devir idi. Siir, roman, tiyatro eserleri bu devirde binlerce okuyucu kitlesini pesinden sürüklüyordu. "Fikir için sanat" akimi hâkim oldugundan, halka hürriyet aski, ilerleme ve gelisme, ve halka hizmet fikri telkin ediliyordu. Çocuk edebiyati da Bati çocuk edebiyati ile boy ölçüsecek seviyede idi. Millî siir alaninda bilhassa Abdullah Tukay her alanda siirler yazarak Altin devrin en büyük millî sairi derecesine yükseldi. Genç yasta hayata gözlerini yuman büyük sair, vefatindan elli yil geçmis olmasina ragmen, her Idil-Ural Türkü tarafindan takdir ve tebcil ile anilmakta ve anilacaktir.

          Bir halk çocugu olan Tukay, halk hissiyatinin bir sembolü haline gelmistir. 1906 yilinda meydana gelen tiyatro da millî ve halkçi idi. Esas amaci halki aydinlatmak idi. Üç yüz küsur yil aci esaretten sonra cüzi kültür hürriyetinden faydalanan Idil-Ural Türk-Tatarlari sanli mazilerinden ilham alarak istikbale daha ümitli gözlerle bakmaga basladilar. Ayaz Ishaki'nin edebi romanlari ve tiyatro eserleri milletini çagdas bati medeniyetine yöneltmek amacini güdüyordu. Istidatli bir edip oldugu kadar Ayaz lshaki, kuvvetli bir siyasî lider de idi. Onun edebi ve siyasî mücadelesine ilaveten, Aziz Übeydullah, Hadi Atlasi, Rizaettin Fahrettin, Abdullah Battal ve Zeki Velidi gibi tarihçiler, büyük tarihçi Sehabettin Mercani'nin izinden yürümek suretiyle, o devrin genç nesline kendini bulmak ve eski sanli devirlerden ilham alarak bagimsiz bir devlet kurmak amacini gütmek firsatini verdiler.

Basin da bu Altin devrinde kendine düsen görevi yapiyordu. Kazan, Ufa, Orenburg ve Samara gibi kültür merkezleri günlük, haftalik gazeteler, aylik ve üç aylik dergiler çikararak halka hizmet için yarisiyorlardi. Basin Istanbul basini ile de daimi baglanti halinde idi.

1917 yilinin Subat ayin,da, Birinci Cihan Harbi siddetle devam ettigi sirada, Rus olmayan milletlerin baskisi neticesinde' Milletler hapishanesi olan Çarlik Rusya yikildi ve bütün Esir Milletler hürriyet ve bagimsizliklari için mücadele etmeye basladilar. 1917 yilinin müsait sartlarindan faydalanan Idil-Ural Türk Tatarlari ve Ugro-Finler millî kurultaylarini toplamis ve muhtar cumhuriyet ilan ederek bu Cumhuriyete Idil-Ural adini vermislerdi. Bu kurultaylari karari ile 1917 yilinin 17 Kasim tarihinde Ufa sehrinde Millî Meclis toplandi. Bu millî meclis anyasayi hazirladi ve millî idare nami altinda yürütme organi meydana getirdi. Millî meclisin karari ile yeni kurulan devlete IDIL- URAL, onun üçbin yildan beri esas olan sahiplerine Türk-Tatar ve Ugro-Fin milletleri isimleri verildi.

1917 Subat ihtilali Idil-Ural Türk-Tatarlari için 365 yillik aci esaretten sonra nesillerin hürriyet ve bagimsizlik rüyalarinin gerçeklesmesi seklinde tecelli etti. Yeni kurulan cumhuriyetin dis ve iç düsmanlardan korunmasi için millî ordu meydana getirildi. Millî hükümet manasina gelen millî idare ilk olarak millî egitim ve maliye bakanliklarini kurdu ve tamamen millî bir egitim sistemini kabul etti. Ayni zamanda agir bir baskiya maruz birakilmis olan dinî isleri deruhte etmek için dinî isler bakanligi vücuda getirildi. Genç Cumhuriyeti dis dünyaya tanitmak için disisleri bakanligi da çalismalarina basladi.

Bu arada iç harp siddetle devam ediyordu. Kazan ve Ufa sehirlerinin Kizil Ordu tarafindan isgalinden az önce Idil-Ural Millî Meclisi Idil-Ural Devletlerinin tam bagimsizligini ilan etti. Bu devletin basina rahmetli Profesör Sadri Maksudi Arsal, Dini Isler Bakanligina Müftü Alimcan Barudi ve Disisleri Bakanligina rahmetli lider Ayaz Ishaki getirildiler. Büyük Sovyet Ansiklopedisi (BolsAyazovyetskaya Entsiklopediya) bu olayi tam bir sükütla geçistirememis ve bu hususta sunlari yazmisti:

"Aralik 1917'de Ufa sehrinde Tatar Burjuva millîyetçilerinin lideri tarafindan Sovyet aleyhtari IDIL-URAL Devlet adiyla bir devlet ilan edilmisti". (BolsAyazovyetskaya Entsiklopediya cilt46, 1956 sf.646)

Idil-Ural Devletinin kurulmasi Türk-Tatar halki arasinda büyük bir sevinç ve heyecan yaratti. 365 yillik aci esaret zincirlerinin kopmasi milletin dehasindan mülhem, ve bütün gençlik tarafindan heyecanla söylenen, Hürriyet Marsinin dogmasina yol açti. Hürriyet Marsi'nin 1-2 misrasini burada yazmadan geçemeyecegim :

Atti tan, Nurlu tan ilimizge

Hürriyet koyasi balkidi

Nurlu beyrem köni buldi bizge

Yasasin hürriyet, yasasin

Eydegiz eydegiz ey tuganlar

Eydegiz birlesik Müslümanlar

Kiçkiriyik dünyaga irk avazin

Yasasin hürriyet, yasasin.

Idil -Urallilar genç cumhuriyetlerini kurmakla mesgul olduklari sirada Rusya'da Bolsevik ihtilali basladi ve kanli dahili harp patlak verdi. Idil-Ural Cumhuriyeti Sovyet rejimini tanimadigina dair bir beyanname yayinladi ve kendi millî ordu birliklerine, 1918 yilinin ilk baharinda Idil-Ural topraklarina saldiran Sovyet Kizil Ordusuna karsi koymasi için emir verdi. Diger taraftan Çarlik taraftari beyaz Ruslarda Idil-Ural Cumhuriyetin karsi düsmanlik besliyorlar ve her firsattan faydalanarak bu genç cumhuriyeti yok etmek için kendi düsmanlari kizil Ruslarla söz birligi ediyorlardi. Velhasil, genç Idil-Ural Cumhuriyeti iki ates arasinda sikisip kalmisti. Bütün bu musibetlere ilaveten talihsizlik eseri olarak bütün Türk Dünyasinin lideri ve sevkle bel bagladigi Osmanli Imparatorlugu da Almanya ile birlikte maglup oldugu için hariçten hiçbir yardim göremedi ve neticede, Idil-Ural Cumhuriyeti, 25 Nisan 1918 tarihinde Sovyet Kizil Ordusu tarafindan istila edildi. En zalim Rus çarlarina dahi rahmet okutacak kadar zalim ve desiseci Bolsevikler Machiavelli'nin "divide et impera" (parçala ve hükmet) prensibine göre, sözde muhtar alti cumhuriyete ve dokuz eyalete ayirmak suretiyle Idil-Ural Birligini parçaladilar. Sovyet hükümeti Idil-Ural'i istila ettikten sonra Idil-Ural'in Millî Meclisini feshetti, Hükümeti dagitti. Hükümet üyelerinden bazilari Uzak Dogu ve Finlandiya tarikiyle Türkiye'ye göç etti ve geri kalan kismi da zalim Bolsevikler tarafindan yok edildi. Bolsayazovyetskaya Entsiklopediya övünerek bu hususta söyle yazmaktadir :

"Bütün millî tesekküller ve Ufa Millî Meclisi dagitilmisti. Sovyetlerin Tataristan'da saglamca yerlesmesi yolunda yapilan mücadelenin önemli merhalesi millîyetçi, mukabil ihtilalin darmadagin edilisi olmustu" Bolsayazovyetskaya Entsiklopediya cilt 46, 1956 sf.646

SOVYET EMPERYALIZMI

Bolsevik Ekim Ihtilali basladigi zaman gerek Çarlik taraftari olan Beyaz Ruslardan ve gerek Rus olmayan milletlerden, ve bilhassa Müslüman Türklerden siddetli mukavemet gören ihtilal lideri Lenin, Müslümanlari kendi tarafina çekmek amaciyla meshur beyannamesini yayinladi ve Milletler Hapishanesi adiyle anilan Çarlik Rusya'sinin baski ve Ruslastirma siyasetine son verildigini, bütün Rusya Müslümanlari için Hürriyet günesinin dogmus oldugunu gayet satafatli cümlelerle teminat vermek suretiyle hitap etti. Yukarida bahsi geçen kanli mücadelelerden sonra Idil-Ural Devleti Kizil Ordu tarafindan istila edildi ve Lenin 'in beyannamesinde serdedilen umdelerden ve tatli vaatlerden hiç birinin tutulmadigi çok aci bir sekilde görüldü, Velhasil Kizil Sovyet rejimi Milletler Hapishanesi Çarlik idaresinden farksiz, bir rejim oldugunu ve adeta onun devami oldugunu fiilen göstermis oldu. Idil-Ural ülkesinin esas sahipleri Türk-Tatar ve Ugro-Fin milletleri Çarlik Rus emperyalizminin birinci kurbanlari oldugu gibi, Sovyet Emperyalizminin de ilk kurbani haline geldiler. Bes asirdan beri Türk-Tatar ve Rus milletleri devamli mücadele halinde bulunduklarindan, müstevli Rus idarecileri, Idil-Ural'da hakimiyetlerini kurmak ve diger' Türk ve Müslüman ülkelerini zaptetmek emelini tasidiklarindan, bazi çareler düsünmek zorunda kaldilar. Bu çareler meyaninda, bazi tavizler vermek suretiyle kardes Türk ülkelerinin istilasinda Idil-Ural Türklerinden faydalanmak çaresi düsünüldü. On sekizinci asirda Kirim'i zaptetmek emelini tasiyan Çarlik idarecileri, 230' yillik gayri insani esarete ve agir baskiya maruz birakilan Idil-Ural Türklerine nispi ve cüzi dini hürriyet bahsetmek zorunda kalmisti. Kisacasi, Idil-Ural Türkleri Çarlik Rusya'sinin emperyalist emelleri ugrunda bir tecrübe tahtasi haline getirilmisti. Binaenaleyh, Idil-Ural 'Türklerine karsi tatbik edilen Rus ve Sovyet emperyalist metodlari bugün dahi aktüel bir metottur, ve bugün emperyalist gayelerinden ve dünya ihtilali idealinden bir nebze dahi fedakarlik cihetine gitmeyen Sovyet idarecileri, göz koymus olduklari Bati ülkelerine ayni metodu tatbik etmektedirler. Bundan dört küsur asir önce, Altin Ordunun bir parçasi olan Kazan Hanligina karsi sizma (infiltration) siyaseti bugün, bagimsizligini zorla elde ede gelen dört buçuk milyonluk kardes Finlandiya 'ya karsi aynen tatbik edilmektedir. Dört asir önce Kazan Hanliginda yasayan gayri memnun unsurlari kendi taraflarina çekmek için Çarlik Rusyasi para ve propaganda ile nasil sizma faaliyetlerinde bulundu ise, bugün refah ve medeniyet bakimindan Rusya'dan kat kat üstün olan Finlandiya'nin gayri memnun unsurlarina para ile komünizm propagandasi yapmakta ve küçük bir bahane ile isçiler arasinda sonu gelmeyen grevleri körüklemektedir. Biz Idil-Ural Türkleri bes asirdan beri Ruslarla devamli mücadele halinde bulundugumuz için, Ruslarin gizli maksatlarini herkesten daha isabetli sekilde sezebilmekteyiz ve ne renkte olursa olsun, Rus idarecilerinin dünya hegemonisi pesinde olduklarini anlamakta güçlük çekmemekteyiz. Aydin Türk Gençligi de bu gerçegi anlamistir ve ona göre Rus-Sovyet emperyalist gayelerine karsi uyanik ve birlesmis olarak karsi koymayi ögrenmistir.

Bugün Sovyetler Birligi adiyle anilan Rus Kizil Imparatorlugu, dünya Proletarya Ihtilali maskesi altinda bütün dünyaya Rus. hakimiyetini ve Rus, zulmünü yerlestirmek amaci ile hareket etmektedir. Bu gayeye ulasmak için Rus idarecileri hiç bir fedakarliktan çekinmemektedirler. Yalniz Rus hakimiyetinin bütün dünyaya yerlesmesine engel teskil eden bir durum vardir, o da, Rusya Imparatorlugu nüfusunun yarisinin Rus olmayan milletlerden ibaret olusudur. Iste Rusya'nin en zayif noktasi budur. Bu zayif noktasini telafi etmek için Sovyet idarecileri metodik bir emperyalizm politikasi gütmektedir.er. Ilmi bakimdan incelendigi zaman Sovyet emperyalizminin üç vechesi göze çarpmaktadir:

1 -Politik emperyalizm

2 -Kültürel emperyalizm

3 -Ekonomik emperyalizm veya Sömürgecilik (Kolonyalizm)

          Evvela politik emperyalizmi ele alalim:

1918 yilinin 25 Nisaninda Idil-Ural Devletini yikan Bolsevik Kizil Ordu, Hür Dünyaya siginmaga muvaffak olamayan Hükümet üyelerini yok etmekle ise basladi. Idil-Ural'in Sovyet askeri istilasindan az sonra Moskova bir kararname ile bu topraklar üzerinde Tataristan, Baskirdistan, çuvasistan, Mordova, Mari ve Udmurt muhtar alti cumhuriyet olmak üzere, sözüm ona, muhtar cumhuriyetler kurmak suretiyle, Machiavelli'nin 'Böl ve hükmet' prensibine sadik kaldigini gösterdi. Moskova bu parçalama ile yetinmeyerek Kuybisef, (Samara), Orenburg, Çelebi, Perm, Saritav, Penza, Volgagrad (Stalingrad), Sverdlovsk ve Astarhan eyaletlerini de meydana getirdi. Böylece 600.000 Km² lik bir sahayi kaplayan Idil-Ural ülkesi alti muhtar cumhuriyete ve dokuz eyalete ayrilmak suretiyle on bes parçaya bölündü. Bu parçalama Sovyet politik emperyalizminin ilk cinayeti idi. Sovyet idarelerinin ikinci politik cinayeti de Kazan Türklerini, Tatar ve Baskirt olmak üzere ikiye ayirmis olmasidir. Idil-Ural Devleti y.kild1ktan sonra Moskova tek Tatar-Baskirt Cumhuriyeti vaat ettigi halde, ayri Tataristan ve ayri Baskirdistan devletlerini kurdu.

Bu politik bir cinayetti, zira Baskirtlar da Kazan Türkleri gibi Idil-Ural Türkleri olup, bir kalbe, bir dile, tek millî suura, tek Islâm dinine, ve müsterek Türk-Islâm kültürüne sahip tek bir millettir. Bunlar arasindaki fark Ankara agzi ile Kayseri agzi ara-

sindaki farktan. büyük degildir. Idil-Ural Devleti yikildiktan sonra Sovyetlere karsi mücadele devam etti. Sovyet rejiminin Idil-Ural'da hakim oldugu ilk yillarda yerli Türk komünistleri, Sovyet muhtariyetinin de hür ülkelerdeki muhtariyet manasini tasidigina inanmislardi. Muhtariyet anlaminin çesitli sekilde yorumlanmasi hususunda Moskova ile Tatar-Baskirt komünistleri arasinda çatismalar belirdi ve bu çatisma Idil-Ural millî aydinlarinin yok edilmesiyle sona erdi. Sovyet hükümeti hiç bir zaman kendi muhtariyet anlayisindan vazgeçmedi ve bugün de ayni zihniyetle hareket etmektedir.

Tatar-Baskirt aydinlarinin Moskova tedbirlerine karsi yöneltilen teskilâtlanmis politik çikislari sekline girmis bulunan bu mücadele daha 1920 de 'baslamisti. Mücadelenin siddet derecesi hakkinda bir fikir edinmek için sade su olayi ele almak kafi gelse gerek:

1923 de Stalin, komiseri bulundugu Milletler Komiserliginqe kendi yardimcisi olan ve Sovyet Rusya'daki Türk halklarinin Rus esaretinden kurtulmasi yolundaki mücadeleyi teskilâtlandiran ve bu mücadelenin liderligini yapan Kazan Tatari Mir Seyit Sultangaliyev'in tutum ve faaliyeti meselesini, Sovyet Komünist Partisinin müzakeresine vermek zorunda kalmisti. Lider Sultangaliyev'in idare ettigi bu hareket genis çapta teskilâtli bir yeralti bagimsizlik hareketi idi. Sultangaliyev isini görüsmek üzere 10 Haziran 1923 de Stalin Komünist Partisi Merkez Komitesini toplantiya çagirmisti. Sovyet tarihçilerinden E. Genkina, Sovyetler 'Birliginin tesekkülü kitabinin 137. sahi fesinde (1947) bu hususta sunlari yazmaktadir:

'Toplantiya bütün milli cumhuriyet ve eyaletlerden gelen 68 delegeden baska, Merkez Komitesi üyeleri de katilmislardi. Toplantinin gündeminde yer alan mesele su idi:

Merkez Haysiyet Divani'nin Sultangaliyev isi hakkinda raporu. (Rapor Kuybisef tarafindan okunmustur). Sovyet iktidarlyle mücadele amaciyle yeralti millîyetçi bir teskilat kuran ve dis, ülkelerdeki Sovyet düsmanlari ile münasebetler kuran burjuva-millîyetçi Sultangaliyev davasi Tatar-Baskirt davasi olmaktan çikmis ve genis ölçüde büyüyüp yayilmistir.' Merkez Komitesi Haysiyet Divaninin kararilyle Sultangaliyev Komünist Partisinden atilmis ve Sibirya'ya sürülmüstü. Sekiz aylik sürgün hayatindan sonra, ihtilale yaptigi hizmetleri göz önünde tutularak serbest birakilmisti.

Sultangaliyev serbest birakildiktan sonra da bos durmamis ve 1928 yilinin sonuna kadar gizli bagimsizlik ve millîyetçi teskilâtini idare etmistir. Bu yeralti faaliyeti

1929 yilinda meydana çikarildi ve Sultangaliyev ile arkadaslari Moskova'nin emriyle mahkeme huzuruna çikarildilar. Bu mahkemenin cereyani sirasinda Sultangaliyev yabanci devletlerle siki münasebetler kurmak suçuyla itham edildi. Idil- Ural Devletinin eski Dis Isleri Bakani Lider Ayaz Ishaki'nin Sultangaliyev tarafindan yeni kurulacak Turan Devletinin Dis Isleri Bakanligina getirilecegini Sovyetler israrla iddia ediyorlardi.

1928 yilinda Ayaz Ishaki Varsova'da Idil-Ural B,agimsizlik Komitesini kurmus ve Hür Dünyaya Idil-Ural davasinin hakli bir dava oldugunu anlatmaga baslamisti. Bu arada Sultangaliyev müebbet hapis cezasina mahkum oldugu halde ortadan kayboldu. Varsova'da Ayaz Ishaki tarafindan kurulan Bagimsizlik Komitesi ile Sultangaliyev'in ilgisi oldugunu ileri süren Sovyetler, Komitenin Genel Sekreteri Arif Kerimi'yi 1934 yilinda Varsova'da, intihar süsü vermek suretiyle katlettiler. Sovyet Hükümeti bu seri cinayeti ile Idil-Ural Bagimsizlik Komitesinin faaliyetinden ne kadar kuskulandigini açikça göstermektedir.

Sultangaliyev, Nasyonal Komünist hareketinin kurucusudur. Richard Pipes 'Formation of the Soviet Union" kitabinin 260-263. sahifelerinde bu fikri, ileri sürmektedir. Sovyetler nezdinde, Moskova'da bulunan Komünist Partisi liderleri gibi düsünmeyen ve onlar gibi hareket etmeyen herkes rejim düsmani sayilmakta ve siddetli baskiya maruz birakilmaktadir. Bu gerçek de açik olarak gösteriyor ki, Hür Dünyadaki bütün Komünist Partisi mensuplari Sovyet Emperyalizminin sadik usaklarindan ve ajanlarindan baska kimseler degildirler. Türk aydin ve millîyetçi gençligi bu gerçegi anlamali ve tedbirlerini ona, göre almalidir. Düsman çok kuvvetli ve sinsidir, ona göre çok uyanik bulunmak lazimdir.

1941 yilinda, Stalin idaresi bütün siddetiyle devam ettigi sirada, Rus-Alman Harbi patlak verdi. Hür Dünyaya yayilan Idil-Ura1. Türkleri, gerek Avrupa'da ve gerek Uzak Doguda teskilatlarini kurmus, ve Sefi Elmas'in baskanligi altinda Alman Ordusu saflarinda meydana gelmis olan Idil-Ural Lejyonlarini ümit ve sevinçle karsilamisti. Bu Idil-Ural Lejyonlari, Ruslara karsi kahramanca çarpismak suretiyle binlerce sehit verdiler ve Millî Bagimsizlik Hareketi için canli bir' varlik gösterdiler. Fakat, bir taraftan Almanlarin üstün irk iddiasi, diger taraftan Müttefiklerin Sovyetlere yapmis olduklari askeri ve ekonomik yardim, harbin Almanlarin aleyhine tecelli ettigini gösterdi, ve bunun sonucunda, Amerika Birlesik Devletlerinin silahli müdahalesiyle Avrupa'da Almanlar ve onlarin müttefikleri Macarlar, Finler ve Romenler, Asya'da Japonlar yenilgiye ugradilar. Böylece, bagimsizlik için beliren ümit günesi kara bulutlarla örtüldü. 1935 de Uzak Doguda kurulmus olan Millî Merkez 1945'te dagitilarak Millî Merkez üyeleri Sovyet Rusya'ya sürüdüler. Amerika Birlesik Devletlerinin muazzam askeri gücü karsisinda kayitsiz ve sartsiz teslim olmak zorunda kalan Japonya Rus saldirganligina hedef oldu. Mançurya Ruslar tarafindan istila edildi.

Mançurya'nin Mukden sehrinde kurulmus olan Idil-Ural Millî Merkezi üyelerinin Rusya'ya sürülmesi olayi, zayif imanli Idil-Urallilarda bir korku ve ümitsizlik uyandirdi. Fakat Idil-Ural Muhaceretinin büyük bir çogunlugu Amerika'da, Almanya'da ve diger Hür ülkelerde Idil-Ural bagimsizligi için çalismaktadir ve rahmetli Lider Ayaz Ishaki'nin baslamis oldugu bagimsizlik hareketinden mülhem olarak mücadelesine devam etmektedir. Bu mücadelenin semeresi, 1959 da belli oldu. Amerika Birlesik Devletleri Esir Milletler Haftasi Kanununu (Public Law 86-90) kabul etti. 22 esir millet arasinda Idil-Ural da yer almaktadir.

Sovyet Emperyalizminin birinci vechesi olan Politik Emperyalizmin incelenmesi sona ermeden önce, bagimsizlik ümitlerinizi tazeleyecek bir olayi siz okuyucularima takdim etmek istiyorum. 1957 yilinda, Münih 'i ziyaret ettigim sirada, Türkistan millî mücahitlerinden felsefe doktoru Hayit ile tanistim. O bana asagida yazili olayi anlatti, ben de sizlere nakledeyim:

1956 yilinda Dogu Berlin den iki Sovyet askeri Bati Berlin'e iltica ediyor. Bu askerlerden biri 1935 dogumlu Kazan Türkü, öbürü de ayni yasta bir Rus. Iltica hakki taninan iki asker Frankfurt'a sevk ediliyor. Aradan bir iki hafta geçiyor, bizim Kazan Türkü, biçaklamak suretiyle oda arkadasi Rus'u öldürüyor. Cinayet davasi basliyor. Köylü bir çocuk olan Türk, Rusça dahi bilmiyormus. Davayi yürüten yargiç Hayit bey'in arkadasi oldugundan, kendisinden mahkemede tercümanlik yapmasini rica ediyor. Hayit bey bu teklifi kabul ediyor ve durusmadan önce sanigi görmek arzusunu izhar ediyor. Hayit beyin dilegi kabul ediliyor ve sanik ile görüsüyor. Sanik, mahcup tavirli, yirmi bir yasinda ve Sovyet devrinde yetismis olan idil-Uralli bir köylü çocugu. Cinayeti ne sebeple isledigi kendisine sorulunca, göz yaslarini zaptedemeyen köylü çocugu: 'Oda arkadasim Rus, benim millîyetime hakaret etti, ben de dayanamadim ve biçagi kalbine sapladim' diye cevap veriyor. Mahkeme suçluyu yirmi bes yillik, agir hapis cezasina mahkum ediyor. Dr. Hayit'in müdahalesi ve Türk dostu bir Alman profesörünün yardimiyle mahkeme yeniden basliyor, ve müdahil avukatin gayet mantiki müdafaasi ile ceza müddeti yirmi yil azalmak suretiyle bes yila indiriliyor. Avukatin müdafaasi söyledir: 'Bu cinayette esas suç unsuru Bati Almanya Muhaceret Bakanligi memurlarinda aranmalidir. Bes asirdan eri koskoca bir ülkeye sigmayan Rus ve Türk-Tatar milletleri bir odaya nasil sigsinlar?"

Sovyet devrinde dogup baska Hür dünyadan habersiz oldugu halde :kendi millîyetine karsi yapilan hakareti kabul etmeyip cinayet isleyen bu Türk köylüsü, millî varligin ve amansiz millî hürriyet mücadelesinin bir sembolü ve canli bir örnegidir. Bu sekilde mücadele yapan bir millet elbette bir gün payidar olacaktir.

Simdi, Sovyet Emperyalizminin ikinci veçhesi olan Kültürel Emperyalizm konusuna geçelim. 1918 yilinin 25 Nisaninda Idil-Ural Devletini yikan Kizil Ruslar, Beyaz Ruslarla mücadele halinde bulunduklarindan, kültür alaninda baski yapmak için henüz firsat bulamamis.

Ruslastirma amacini güden Sovyet Kültür Emperyalizmi yine üçe ayrilabilir:

a -Dine yapilan baski ve siddet,

b -Millî edebiyata yapilan baski ve sindirme,

c -Dil, Tarih ve millî yazinin baski ve siddetle tadili ve tahrifi.

A-Komünist Partisinin tüzügünde Din, çesitli milletlerin proletaryalari arasina düsmanlik tohumlari eken zararli bir unsur olarak telakki edilmekte ve uyusturucu madde olan afyon olarak kabul edilmektedir. Tarihi materyalizm dini kamilen inkar etmektedir. Bununla beraber, Sovyet rejimi, kendini zayif hissettigi an, dine karsi baskiyi azaltmis, kendisini kuvvetli hissettigi anlarda ise dine olan baskiyi arttirmistir. Idil- Ural Devleti yikildiktan sonra bütün hükümet dagitildi ve Dini Isler Bakanligi, hiç bir siyasî ise karismamak sartiyla, adeta bir kukla mahiyetinde yerinde birakildi. Bu hal kollektiflestirme devri olan 1929 a kadar devam etti. 1929'da dine yapilan baski tekrar siddetlendi, bütün din adamlari sürgüne yollandi, din tedrisati tamamen yasak edildi, camiler kulüplere ve dans salonlarina çevrildi. Allahsizlar cemiyeti faaliyete geçerek, Müslümanlarin ve Hiristiyanlarin dini hisleri ile alay edercesine planli propagandaya giristi. Bu dinsizlik ve ahlaksizlik propagandasi 1941 yilina kadar siddetli bir sekilde devam etti. Almanlar 1941 de Rusya'ya saldirinca, 170 milyonluk çesitli din saliklerini vatan harbine katilmaya davet etmek için  Komünist Partisinin ümdeleri ve tüzügü yetersizlik gösterdi ve Sovyet idarecileri halki galeyana getirmek için dinin serbest oldugunu ilan etmek zorunda kaldilar. Camilerin ve kiliselerin bir kismi açildi, sürgünde bulunup da hayatta kalan imam ve papazlarin bir kisminin serbest birakildigi görüldü. Cepheye gidecek askerlere dini fetvalar verilerek, müstevli Fasist Almanlar takbih edildi, ve onlarin müttefikleri, Macarlar ve Finler tehdit edildi.

Ikinci Cihan Harbi sona erince, Allahsizlar cemiyeti tekrar faaliyete geçti ve din aleyhindeki propagandaya yine hiz verildi. 1953 yilinda, Stalin'in ölümünden sonra iktidari ele alan Hrusçof, yeni bagimsiz1igini kazanan veya kazanmak için Bati Emperyalistlerine karsi çcva8rk  mücadele elen Müslüman milletlerini kendi tarafina çekmek amaciyle, büyük merkezlerde camilerin açilmasina ve imamlarin vazife görmelerine müsaade etti. 1956 yilinda Rusya'yi ziyaret eden Pakistan heyeti Sovyetler Birliginde Islâm dininin durumunu ögrenmek üzere Türk-Islam kültürünün eski merkezlerinden biri olan Semerkant'ta yeniden açilan Dini Seminere gidiyor, ve vaktiyle 3500 talebe barindirmis olan o dini okulda ancak yüzde biri olan otuz bes talebe ile karsilasiyor. Bu ögrenciler de Islâm ülkelerinde komünizm propagandasi yapmak üzere özel bir sekilde yetistirilen istihbarat ajanlari imis. Pakistan heyeti durumu kavrayacak kadar zeki üyelerden mütesekkil oldugu için, vatanlarina dönünce 'Rusya'da dini tedrisat yapilmamakta ve din adamlari yetistirilmemektedir' diye Pakistan Hükümetine rapor verir.

1954 yilinda, Amerika'da bulunan Idil-Ural mücahit1erinden Hamit Resit hacca gidiyor ve Idil-Ural'dan gelen hacilarla görüsmek firsatini yaratiyor. Bu hacilar toplu hale bulunduklari zaman bir birinden korktuklari için konusmaktan çekiniyorlar. Demir Perde gerisindeki gerçekleri ögrenmek için en iyi çare, onlari teker teker yakalayip konusturmaktir. Her seye ragmen, Idil-Ural'da ve diger Türk ülkelerinde din yasamakta ve yasayacaktir ve er geç bütün esir Türk illeri vicdan hürriyetine kavusacaklardir.

B -Simdi, Kültürel Emperyalizmin ikinci kismi olan edebiyata yapilan baski konusuna geçiyoruz . Sezis mahsulü ve bir sanat kolu olan edebiyat, ancak söz ve vicdan hürriyeti mevcut olan bir ortamda gelisir ve altin devrini yasayabilir. Nitekim yukarida bahsi geçen Idil-Ural edebiyatinin altin devri sayilan 1905-1917 devri, Çarlik Rusya'sinin zayiflama soncu meydana gelen nispi kültür hürriyeti sayesinde mümkün olmustur. Kisa süren Idil-Ural Cumhuriyeti devrinde ise edebiyat zirve noktasina erismeye baslamisti. Idil-Ural'da Sovyet rejimi yerlesince en büyük darbeyi edebiyat yedi. Millîyetçi ve vatansever yazar ve edipler sürgüne gönderildi ve bazilari vahsi bir sekilde öldürüldü. Hür Dünya'ya siginmaga muvaffak olan millî yazarlar ise muhacerette bulunan genç nesle millî ruh ve hürriyet askini asilamaga devam ettiler. Sovyet devrinde Idil-Ural Türk-Tatar edebiyati tarihini üç devreye ayirmak kabildir :

1 -1918-1928 devresi. Bu devrede edebiyat üzerinde yapilan baski nispeten zayifti, zira Sovyet rejimi henüz tamamiyla köklesmemisti.

2 -1929-1954 devresi. Bu devrede millî azinliklar üzerinde baskinin artmasi ve Ruslastirma politikasinin siddetlenmesi açikça göze çarpmaktadir.

3 -1954 ten bu yana günümüze kadar olan devre ise Ruslastirma Politikasinin, devami ile birlikte dar komünist çerçevesinin gayet ciddi bir sekil:de genisletilmesi devresi olarak mütalaa edilebilir.

Sovyet Emperyalizminin birinci, devresinde dahi edebiyat üzerindeki baski eksik olmamistir. Sovyetler iktidari ele aldiklari zaman, Çarlik Rusya'sini hürriyet düsmani olarak itham ettiler ve bütün Rus olmayan milletlere sanat ve bilim alaninda genis serbestlik vaadettiler. Fakat vaatleri hiç biri tutulmadi ve komünist doktrininin emrettigi sekilde yasamak mecburiyeti kondu. Bunun sonunda bir çok yazarlar ve edipler kalemlerini terk ettiler ve yazmaktan vazgeçtiler.

Böyle olmakla beraber, doktrin konularina dokunmadan romantizm ve formalizim cereyanlarinda millî eserler meydana gelmege basladi. Yeni bir edebiyat nesli vücut buldu. Bunlar arasinda en namli ve meshurlari: Sair Hadi Taktas, ediplerden: Kavi Necmi, Öutuy, Eyüp Giray, Nur Baayan, Musa Celil, Taci Izzet, Fethi Burnas ve Tufan. Bu yazarlar, Moskova'nin, Rus olmayan milletleri Ruslastirmak için icad etmis oldugu Disi millî, içi sosyalist veya Sekli millî, mahiyeti sosyalist edebiyat formülüne itaat etmedikleri için 1928 de tasfiyeye ugradilar. Bunlarin bir kismi öldürüldü, bir kismi sürgüne gönderildi.

Sovyet Emperyalizminin üçüncü ikinci baski devresi olan 1929-1954 arasi ise "Disi Millî içi sosyalist formül" bütün siddetiyle tatbik edildi ve sirf emirle yazilan eserler okuyucu kitlesini bulamadi ve, taiatiyle, sönük kaldi. Bu devrede "Cidegenler, yani Büyük ayi edebî dernegi" faaliyete geçti ve NKVD tarafindan tespit edilen bu gizli dernek üyeleri toptan sürgüne gönderildi.

Sovyet Emperyalizminin üçüncü baski devresi olan son devre zarfinda sürgünde olup ta hayatta kalanlardan sair Tufan serbest birakildi ve eserlerini meydana getirmege basladi. "Disi millî içi sosyalist formülü" mecbur oldugu müddetçe, Idil-Ural edebiyatindan iyi sonuç beklemek beyhudedir. Fakat, bütün Ruslastirma ve siddet politikasina ragmen, edebiyat alaninda yeni bir cereyan dogmustur. Sovyet idarecileri bu cereyana "Asi Gençlik" adini vermislerdir. Sirf genç nelse mensup bu yazarlardan: Enver Davutov, R. Tuhfatullin, R. Seyfettinov, N. Ahsanov, S. Galiyvev, Z. Mansur ve Mahmut Hüseyin, dar komünist doktrinden siyrilarak tarihlerinden ilham almak suretiyle millî eserler meydana getirmeye muvaffak olmuslar ve büyük okuyucu kitlesini peslerinden sürüklemegi becermislerdir. Sovyet idarecileri için bu edebî akim problem haline gelmistir.

C-Simdi Sovyet Kültürel Emperyalizminin üçüncü ve son kismina geçiyoruz: Bu da dil, tarih ve yazi üzerindeki baskidir.

1905-1917 yillari arasindaki Altin devrinde Idil-Ural Türkçesinin tam bir seklini bulmus ve ortak Türkçe'ye dogru bir akim uyanmisti. Sovyet istilasina ugrayan Idil-Ural'da edebiyatta oldugu gibi dilde de "dis millî içi sosyalist" formül tatbik edildi. Dili temizlemek ve Arapça, Farsça kelimelerden kurtarmak bahanesi ile, yerine Rusça kelimeler sokulmaga baslandi.

Tarih üzerindeki baski konusuna gelince, yine tarihi materyalizm ve 'Disi millî içi sosyalist kültür' umdelerine göre, Idil-Ural Türk-Tatarlarinin sanli tarihlerinden ilham almalarini önlemek, Rus kültürünün 'üstünlügünü' gölgeleyecek serefli mazi ile ilgisini kesmek amaciyle milli tarih tahrifata ugramaktadir. Bu tahrifata ait bir misal versek yeter kanisindayim: XVIII. Yüz yilda Salavat Yulay isyani bir hürriyet ve bagimsizlik hareketi idi. Bu olay Rus edebiyatinda da yer almaktadir. Halbuki Sovyet tarihçileri bu ulvi, hürriyet hareketini bir sinif mücadelesi olarak göstermege çalismaktadirlar ve bu hareketin Rus proletaryasinin liderligi altinda cereyan ettigini iddia eylemektedirler.

Idil-Ural'da yazi meselesi bir faciadir. Bin yildan beri Arap harfleri kullanildiktan sonra 1926-1928 yillari arasinda Latin harfleri kabul edildi. Böl ve hükmet prensibinden bir adim dahi ayrilmayan Kizil Ruslar her Türk boyu için ayri alfabe icat ettiler. 1939 yilinda Moskova'dan gelen bir kararname ile bütün Rus olmayan milletlere Rus alfabesi zorla kabul ettirildi. Bu kararnameden Ermeniler ve Gürcüler istisna edildi. Maksat belli idi: Türk-Islâm kültürünü yok etmek, Türkiye Cumhuriyeti ile yazi birligini ortadan kaldirmak ve iki nesil arasina bir uçurum yerlestirmek suretiyle mazi ile bütün alakayi kesmek ve serbestçe komünizm doktrinini yerlestirmek, ve neticede Slav hegemonyasini tesis etmek. Rus alfabesi bir tek kararname ile zorla kabul ettirildigi halde, Latin alfabesinin kabulü epey mücadeleli olmustur ve kabul edildikten sonra da dil ve yazi üzerinde Idil-Uralli yazarlar Moskova'ya mukavemet göstermislerdir. Mesela, 19'35 yilinda Idil-Uralda çikan 'Maarif' dergisinin 6 numarali sayisinda, meshur dilci Ramazan söyle demektedir: 'Biz Kazan Türkleri kendi güzel dilimizi lüzumsuz Rusça kelimelerle karisik vaziyete sokmaktan çekinmeliyiz.' Daha önce 1929 yilinda Kazanli yazar Ayaz Maksudi bir parti kongresinde söyle diyor: 'Bizim kültür Kabemiz Moskova degil, Bati kültürüdür'. Bu da gösteriyor ki; Idil-Uralli yazarlar ancak terör ve baski ile Moskova'nin emrine uyar gibi görünmektedirler ve ilk firsatta kendi millî benliklerini meydana çikarmaktadirlar. Nitekim, yeni yetismekte olan yazar nesli Moskova idaracileri tarafindan 'Asi Gençlik" olarak itham edilmektedir.

Simdi, Sovyet Emperyalizminin son ve üçüncü veçhesi olan ekonomik emperyalizm veya kolonyalizm konusuna geçiyoruz. 25 Nisan 1918 de Idil-Ural ülkesini istila eden Sovyetler, o zengin ülkeyi istismara basladilar ve Idil-Ural'in esas sahipleri Türk-Tatar ve Ugro-Fin milletlerinin servetlerini yagma ederek Moskova'nin bir sömürgesi haline getirdiler. Bu istismar ve sömürgecilik politikasina bir reaksiyon olarak, 1920'de Sultangaliyev hareketinden önce, Idil-Ural'in esas sahipleri Türk-Tatar ve Ugro-Fin milletleri Moskova boyundurugundan kurtulmak için silahli mücadeleye atilmislardi. Bu baskaldirma tarihe 'Yabalilar isyani' adiyla geçmistir. Ayaklananlar Sovyet Komünist iktidarinin yerli organlarini' ortadan kaldirarak halk iktidarini kuruyorlardi. Sovyet 'Hükümeti bütün Idil- Ural'da siki yönetim ilan etti ve halk isyanini bastirmak için Kizil Ordu birliklerini gönderdi. Sovyet Hükümeti ayaklananlara karsi gaddarca davraniyordu. Onbinle'ce Idil-Uralli kursuna dizildi ve on binlercesi de zindanlara atildi.

Ertesi yil, yani 1921 de Idil-Ural'da dehsetli açlik hüküm sürdü. Bir yil devam eden açliktan yarim milyon Türk-Tatar ölmüstü. Hem isyan hem açlik, Sovyet kolonyalizm politikasinin birer sonucu idi. Sovyet ekonomik emperyalizmini daha iki bir sekilde tebarüz ettirmek için, bu konuda kompetan sayilan sayin Kemal Lokman'in kisa bir yazi ile bu eserimize son verecegiz. Gayet enteresan olan bu yaziyi dikkatle okumanizi sayin okuyucularimdan rica ederim.

IDIL-URAL ÜLKESININ E,KONOMIK ÖNEMI

Idil-Ural ülkesi topraklarinin zenginlikleri bakimindan birisi yer alti, digeri yer yüzü olmak üzere iki cepheden mütalaa edilmek icabeder. Idil-Ural ülkesinin topraklari mümbit ve mahsuldar olup her çesit hububat yetistirir. Sulama kanallari ve tesisleri sayesinde ziraatçilik ve ziraat mahsulleri daha bereketli ve daha verimli hale geldigi gibi, Idil-havzasi ve bilhassa Samar kavusagi bölgesi kurakliktan tamamen kurtulmus bulunmaktadir.

Memleketin her tarafi, ve bilhassa Ural daglarinin bati kanatlan her türlü, her cins agaçlari içine alan muazzam ormanlarla çevrelenmistir. Bu bölgede yetisen her türlü mahsulü memleketin her tarafina ucuz fiatla ulastiran ve gemilerin seyri seferine müsait Kama, Akidil, Vyatka gibi baslica kollari olan Idil nehri Ural (Cayik) nehri ayni zamanda ziraat ve ticaret sahalarinda büyük ve faal rol oynadiklari gibi, sözü geçen nehirlerin muhtelif yerlerinde yapilan baraj tesisleri ve hidroelektrik santralleri ile ucuz enerji istihsal edilerek memleketin sanayilesmesinde büyük endüstri ve fabrikalar ve metaluji tesislerinin kurulmasinda baba biçilmez yardimlari olmustur.

Yeralti zenginliklerine gelince, Idil-Ural ülkesi; topraklarinin altinda gömülü tabii ve millî servet kaynaklari bakimindan çok zengin bir memlekettir. Tabiat bu ülkeye basta altin, gümüs, platin, kömür, demir, krom ve saire, ve bilhassa petrol olmak üzere her türlü madeni lütfetmistir. Bugün bu madenlerin hepsi isletilmekte ve ekserisinin istihsalleri dahili ihtiyaca kafi gelmektedir. Yurdun sanayilesmesinde ve bilhassa agir sanayiinin kurulmasinda ve bunlarin inkisafinda madencilik ve maden sanayiinin birinci derecede büyük rolü olmustur. Endüstrinin muhtelif kollari için gerekli olan ham maddenin hepsi dahilden, kendi topraklari altindan çikarilan cevherlerle temin edilmis ve edilmektedir. Halen isletilmekte olan bu madenlerden kursun, bakir ve nikel gibi bir kaçi müstesna, kalanlarin bazilari dahili istihlaki tamamen karsiladiktan baska, istihsal fazlasi dis memleketlere ihraç edilmektedir. Bu madenler, biri-birini tamamlayici bir sekilde yurdun muhtelif bölgelerine serpilmistir. Idil-Ural ülkesinin böyle zengin ve çesitli yeralti servet unsurlarina, sahip olmasi, onun dogrudan dogruya millî korunmasi ile ilgili bir kazançtir. Ayni zamanda ticari, iktisadi ve siyasî alanlarda dahi mevkiini saglamlastiracak, milletler arasi mübadele islerinde nüfuzunu arttiracak ve nihayet, cihan muvazenesinde sikletini hissettirebilecek en büyük amillerdendir. Hülasa, Idil-Ural ülkesinde modern ve ileri bir devlet kurulabilmesi için gerekli ve zaruri olan bütün kaynaklarin hepsi kendi topraklarinda mevcuttur ve bu kaynaklar bu gün hepsi faal durumdadir. Lakin bu madenlerin ne isletilmesi, ne de maden endüstrisi idaresi baslarin

da Idil-Ural Türklerinden hiç bir mühendis veya jeolog veyahut tasfiye ve rafineri uzmani gibi fen ve teknik elemanlarina maalesef yer verilmemektedir. Sovyet sömürgeciligi, göz boyamak için, yerli halki amele olarak küçük, tali, kaba ve agir islerde kullanmakla yetinmektedir. En yüksek ve önemli madencilik ve endüstri, mevki ve makamlari daima Ruslar tarafindan isgal edilmis bulunmakta ve bu yerler Rus irkindan olanlarin inhisari altindadir.

Halbuki, 1917 Bolsevik ihtilalinden evvel Rusya'daki bütün ticaret, kumas, sabun ve mum fabrikalarinin birçogu, Urallardaki madenlerden altin, platin gibi bazi madenler idil-Ural Türklerinin ellerinde ve onlar tarafindan isletilmekte idi. Eskiden Urallar bütün dünya platin istihsalini kendi inhisari altina almisti. Bütün dünya platin  istihsalinin yüzde 95'i Urallardan çikariliyordu. Fakat Sovyetler devrinde dünya platin birinciligini Kanada kapmis durumdadir.

Sovyetler, dis memleketlere maden ihracatinda, ve bilhassa krom ve petrol ihracatinda daima damping politikasi takib etmektedirler. Müteaddit Avrupa ve dünya krom ve petrol pazarlarina ucuz mal sevk ederek bütün piyasaya hakim olmak ve bu suretle, hür dünyanin ticari ve ekonomik muvazenesini bozmak, dolayisiyle sosyal bir karisiklik çikarmak gayesini gütmektedirler. Nitekim halen, günümüzde Sovyetler Avrupa, ve Amerika'ya tonu 15 buçuk dolardan krom ihraç etmektedir. Halbuki kromun

dünya piyasasinda normal ton fiati otuz dolar civarindadir. Bu yüzden, memleketimiz dahil olmak üzere, birçok memleketler, kromlarini ihraç edememek ve satamamak durumuna düsmüs bulunmaktadir. Bu suretle krom ihracati felce ugramis ve döviz gelirleri de düsmüstür. Fakat Sovyetler hür memleketlere ucuz fiatla satmaktan hasil olan farki kendi peykleri olan memleketlere kromun tonunu 40-45 dolara satmak suretiyle zarari kapatmaktadirlar.

Idil-Ural ü1kesindeki petrol havzasi önceleri Ural-Perm havzasi adiyle anilmakta idi. Lakin son 10-15 yil içinde Idil (Volga) nehrinin dogu taraflarinda birçok petrol kaynaklarinin kesfedilmesi ve bunlarin süratle inkisaf ettirilmesi üzerine, bu havzaya, genisletilerek ve büyütülerek Idil-Ural havzasi adiyle cografi ve jeolojik bir ad takilmistir. Bu havza simdi bütün milletler arasi petrol edebiyatinda bu adla yazilmakta ve anilmaktadir, ki tam Idil-Ural ülkesinin siyasî sinirlan içine düsmektedir.

Petrol istihsalinin süratle artmasi dolayisiyle bu haza bütün nazarlari kendi üzerine çeken bir bölge olmustur. Bundan dolayi lIdil-Ural. bölgesine (ikinci Bakü) bölgesi adi verilmis ise de, halen istihsal bakimindan Bakü'yü yedi-sekiz kat daha asmis bulunmaktadir. .Azametini göstermek için son üç yildaki istihsal rakamlarini konusturalim :

1960 umumi istihsal 147 milyon ton (yüzde 72, 102 milyon ,ton Idil-Ural'da)

1961 umumi istihsal 166 milyon ton (yüzde 72, 119 milyon ton Idil-Ural'da)

1962 umumi istihsal 185 milyon ton (yüzde 73, 135 milyon ton Idil-Ural'da)

Sovyetlerin hür memleketlere petrol ihraçlari senede 20-25 milyon ton ise de, ileriki yillar için yilda 100-150 milyon ton ihraci derpis edilmis, ve bu maksatla Idil-Ural havzasindan, birisi Uzak Dogudaki Vladivostok sehrinde müntehi olmak üzere 4-5 bin kilo;metrelik bir petrol sevk boRusu (pipe line) dösenmekte olup, halen bu hat yolun yarisi olan Irkutsk'a (orta Siberyada) varmis bulunmaktadir. Diger pipe line ise, yine Idil-Ural havzasindan batiya dogru dösenmekte olan ikinci pipe line olup, bu hat BeloRusya ülkesinde üç kola ayrilarak, bir kolu Baltik Denizi kiyilarina varmakta; diger, kolu Polonya'dan geçmek üzere Dogu Almanya'ya, üçüncü kolu ise Macaristan üzerinden Triyesteye kadar nihayetlendirilmesi düsünülmektedir.

Sovyetler petrolün varilini hür ülkelere bir dolara satmaktadirlar. Fakat dünya piyasasinda varil fiyati birbuçuk-iki dolar civarindadir. Aradaki fark kendi peyk memleketlerine varili ikibuçuk-üç dolara satmakla telafi etmekte ve ziyani kapatmaktadir.

Her iki pipe-line(nin 1967 de tamamlanmasi planlanmistir. Iste bu pipe-linelarin ikmalinden sonradir ki muazzam ihracat baslayacak ve dünya ekonomisini kökünden sarsacaktir. Iste Sovyet sömürgeciligi, ve Sovyet emperyalizmi, Idil-Ural havzasi yer alti servetlerini nasil sömürmekte ve nerelerde ve ne maksatlarda kullandiklari hususunu göstermek için su birkaç misal kafi gelmektedir.

K. LOKMAN

ÖZET

Bu kisa eserimizde Sovyet Emperyalizminin analizini yapmaga çalistik. Ilmi bakimdan Sovyet Emperyalizminin: Politik, Kültürel ve Ekonomik olmak üzere üç veçheli oldugunu izaha gayret ettik. Bütün veçheleriyle Sovyet Emperyalizmi, Dünya Proletarya ihtilali maskesi altinda bütün dünyaya Rus hegemonyasini yerlestirmek ideali ile hareket etmektedir. Birinci iki veçhesi olan Politik ve Kültürel Emperyalizm, Sovyetler Birliginde yasayan Rus olmayan milletleri Ruslastirarak, Rus hegemonyasini disarida, kolayca yerlestirmek gayesine matuf bir harekettir.

          Bu iki emperyalizme karsi bütün esir Türk illerinde, basta aktif olmak üzere, halen bugünkü günde pasif mukavemet göze çarpmaktadir. Mesela, yukarida bahsi geçen Baska1diran Gençlik ve onun edebiyat alanindaki parti doktrini disi hareketleri Ekonomik Emperyalizme gelince, bu veçhesi ile Sovyet Emperyalizmi, gerek Rus olmayan milletler için, gerek Hür Dünya milletleri için en büyük tehlike arz etmektedir. Hür  Dünyanin lideri Amerika Birlesik Devletleri Amerika kitasina kadar sizmaga muvaffak olan Sovyet Emperyalizminin sosyal-ekonomik bir afet oldugunu en nihayet anlamis bulunmakta ve ilk tedbir olarak, 1959 yilinda (Public Law 86-90) Esir Milletler Kanununu kabul etmis bulunmaktadir. Bu Kanunun kabulünde Hür Dünyaya siginmis bulunan Esir Türk Bagimsizlik teskilâtlarinin oynadigi rol de inkar kabul etmez bir gerçektir. Yirmi iki esir millet arasinda Idil-Ural da yer almaktadir.

Sömürgeciligin tasfiye edildigi bir çagda, tarih ve millî kültürden yoksun ilkel Afrika kavimleri dahi bagimsizliga kavusurken, kültürde ve bilimde diger milletlere üstadlik yapmis olan Esir Türk illeri en korkunç bir emperyalizmin pençesi altinda hala inlemektedirler. Despotizme ve teröre dayanan rejimlerin payidar olamayacagini ilim de tespit ve kabul etmistir. Bir gün Hürriyet Günesinin, bütün Esir Türk illerini aydinlatacagina iyman ederiz.

Idil-Ural Bagimsizlik davasinin halledilmesi için Doguda Sibirya, Güney-Doguda Büyük Türkistan, Güneyde Kafkasya ve Batida Ukrayna davalarinin halledilmis olmasi sarttir. Yani, Idil-Ural Devletinin yasayabilmesi için Doguda Birlesik Sibirya'nin, Güney-Doguda Büyük Türkistan'in, Güneyde Konfederatif Kafkasya'nin ve Batida kuvvetli Ukraynanin bagimsiz olmalari elzemdir. Ayni zamanda Büyük Türkistan'in, Birlesik Sibirya'nin, Konfederatif Kafkasya'nin ve 'kuvvetli Ukrayna'nin güvenligi bakimindan müreffeh ve bagimsiz Idil-Ural Devletinin bulunmasi ve yasamasi hayati önemi haiz bir zarurettir.

-

ALI AKIS, 1963 Ekim

ANKARA

BIBLIYOGRAFYA

1 - Ayaz Ishaki : idil-Ural (Rusça; Paris 1933)

2 - Ayaz Ishaki : Millî Yol Dergisi (Kazan Türkçesi Berlin 1928-1939)

3 - Abdullah Battal : Kazan Türkleri (Türkçe; Istanbul 1925)

4 - Abdullah Battal: Türk-Tatar tarihi (Kazan Türkçesi Mukden 1938)

5 - Abdullah Tulkay : Siirleri ve Hayati (Kazan Türkçesi Tokyo 1933)

6 - K. Lokman : Idil-Ural yeralti servetleri (Türkçe Münih 1957)

7 - Isfendiyar Isgay: Vicdan Isyani siirleri (Kazan Türkçesi Ankara 1961)

8 - Minhatsch : Siirler ciymtigi (Kazan Türkçesi; Münih 1952)

9 - Hamid Raschid: Academic freedom under the Soviet regime s. 106-115 (Ingilizce; New  York 1954)

10-B. Musabey: Dergi, sayi 30 s. 46-54 (Türkçe; Münih 1962)

11-Martens : Dergi, sayi 31 s. 30-45 (Türkçe; Münih 1963)

12-Walter Kolarz: Russia and Her Colonies (Ingilizce; New York. 1955)

13-Charles Warren Hostler : Turkism and the Soviets (Ingilizce; London 1957)

14-Richard Pipes: : Formation of the Soviet Union (Ingilizce; Cambridge Massachusets

     1954)

15-Ali Akis: Göçten Konular s. 37-44 (Türkçe; Istanbul 1962)

16-Dr. Tevetoglu : Milletlere isik tutan iki Beyanname Türkçe; Ankara-1963.


Makaleyi download etmek icin tiklayin



Siir:

 

Hizli Menu


 

• Her Hakki Mahfuzdur • 2004